Yeni haftaya merhaba

Günaydın sevgili nefes dostu,

Türkiye olarak yeni bir döneme girdik. Hepimize hayırlı olsun. Karanlık hala sürüyor. Uzun süredir  Charles Dickens’ın İki Şehrin Hikayesi romanının başlangıcı  hep aklımda.

“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana – sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece ‘daha’ sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi.” (Meram Arvas’ın çevirisiyle)fengshui

Madem dualite (ikilik) evreninde yaşıyoruz, bunlar hep olacak, sadece seçim bize ait. Nasıl yaşamayı seçiyoruz. İçimizdeki kibirle ayrımcılığı mı, içimizdeki öfkeyle kavgayı mı, yoksa sevgimizi arttırarak dostluğu ve barışı mı?

dunya

Bu sitede siyaset konuşmak ve yazmak gibi bir niyetim yok. Sadece bu ülkede bir’liğin olduğu bir ortamda yaşamak istiyorum. Amacım ayrımcılığı yaratmadan ve ayrımcılığa uğramadan yaşamak.

Dünkü anımı paylaşmak istiyorum sizlerle. Müşahit olarak çalıştım. Herkesin çantasını ve telefonunu bırakarak seçim kabinine girmesi gerekli. Bu yasal bir zorunluluk oldu artık. Tabii herkesi uyarmak zorunda kaldık. Son derece iyi giyimli, saçı başı yapılı bir kadın geldi ve ben ondan da çantasını bırakmasını rica ettim. Bana gülümseme dolu bakışında bir küçümseme, bir kibir vardı ki, o anın fotografını çekip tüm çalışmalarımda görünmeyenin ötesi olarak vaka çalışması babından göstermek isterdim. Tam anlamıyla hissettiğim şuydu: ‘Sen bir böceksin, senin bir değerin yok, benim kadar bilinçli bile değilsin, bir de bana ahkam kesiyorsun’

İşte asıl güzel yaşama ortamımız ancak bu bakışın ardındaki duyguyu dönüştürdüğümüzde başlayacak. Bunun için hepimizin çalışması gerekli. Hepimiz ne biliyorsak içimizde dönüştürerek, enerjimizi çevreye yaymalıyız. Biz de bize uymayan %50’mizi dışarıda bırakmıyor muyuz? Biz de ‘sen bana uymuyorsun, çıkarıyorum seni Facebook arkadaşlığımdan’ diye haykırmıyor muyuz sosyal medyada. Bunu ne kadar yaparsak yapalım, biz aynı dünyada, aynı ülkede yaşıyoruz, aynı bağlarla birbirimize bağlıyız. Birimizin yaptığı en ufak hareket kitleleri yerinden oynatabilecek kapasiteye gelebilir. Önemli olan bilinçli seçimlerimiz, ama bilinçli seçimlerimize ulaşmak için bilinçaltımızın farkına varmamız gerekli, o yüzden de kişisel olarak daha çok çalışmamız gerekli. Öğrendiğiniz ne varsa önce kendinize uygulayın, önce siz ol’un, sonrası gelecektir zaten. Işık olun, herkesi çeken harika bir mıknatıs olun, sevginin eli, dili olun.

Hep birlikte olalım, hep bir olalım.

Sevgilerimle

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.