Yazınca konuşulmuyor aslında.

Yıl 1993, iş hayatıma yeni başladığım zamanlar…Sürekli faks yazıyoruz, önce oturup masada yazıyoruz, işlerimizi yapıyoruz, ondan sonra kalkıp bütün faksları topluyor, bir kat aşağıda santralin yanına gidiyoruz ve havuzlara bırakıyoruz faks kağıtlarını, gelenleri de alıyor, yine yukarıya çıkıyoruz. Şimdi baktığımızda ne büyük zaman kaybı, değil mi? Ama o zaman işler bitiyordu, şimdi ise işlere yetişemiyoruz.

Kızımın doğumundan sonra çalışmaya üç yıl ara verdim, bu sırada bilgisayarlar iş hayatına son hız girmiş. Benim tekrar işe dönüşüm 2001 ve artık faks yok, e-mail var. Her şeyi yazıyoruz, anında bir tık, yazdıklarımız karşıda, masadan kalkmaya bile gerek yok. Böyle kolaylık olunca da, dibine kadar kullanmaya başladık mailleri tabii. Gak olsa bir mail, guk olsa iki mail…

Benim çok arkadaşım var, bu halime şükrediyorum, bu benim için çok büyük zenginlik…Ama sürekli görüşemiyorsunuz tabii ki bu kadar hızlı ve yoğun hayatın içinde. Telefon etmeye kalksam, yine yetişemiyorum, hatta aklıma ilk gelen anda, sadece bir şey söylemem gerekiyorsa ve iş yerindeysem, mümkün değil. Ammaaaaa yaşasın e-postalar…Yaz bir cümle gitsin, aklında tutmaya gerek yok, istediğinde sadece bir kısacık n’aber yeterli.

Gece ile gündüz, sıcak ve soğuk gibi bu kadar kolaylığın zor bir tarafı da var. Sadece yazınca göz görüyor da, kulak duymayınca başlıyor zorluk. Harflerin kıvrımları olsa da, duygularınızın kıvrımlarını vermiyor okuyunca, dolayısıyla yazdığınız,  okuyan kişinin ruh haline bürünüveriyor. Sırf bu yüzden yanlış anlaşılmalar biraz da olsun ortadan kalksın diye herhalde, gülücük işaretleri bulunmuş. J Ama ya o gülücük işaretini yapmayı unutursanız ne olacak? Ayıklayın pirincin taşını.

Geçenlerde çalışan ve sevdiğim komşumun hatırını sordum maille, arada yazışırız. Sonra birden aklıma geçen akşam evde biriktirdiğim kağıtları götürmek için bodruma indiğimde gördüğüm, sokakta baktığı kedisiyle bakışmamız geldi. Kedinin bodrumda olmasını hiç beklemiyordum ve tam bodrumdan yukarıya çıkarken, bana bakan bir çift gözle karşılaştığımda şaşırmıştım çokça. Şöyle bir cümle yazmak gafletinde bulundum: ‘bodrumda Panda’yı gördüm, şok oldum.’ Veeee yanına gülücük işareti yapmayı unuttum.

Komşum beni yanlış anladı, o kedinin bodruma inmesinin iyi olmasından başladık, ben niye rahatsız oluyorum’a kadar geldik ve ben aslında o şok olmanın bunu beklemediğim için bir şaşırma olduğunu anlatana kadar göbeğim çatladı. Neymiş, sen ne söylersen söyle, söylediklerin karşındakinin anladığı kadarmış. Yazarken bilmiyorum ki, karşımdaki ne durumda? Ya sinirli olduğu bir anda okursa, ya meşgul olduğu bir anda okursa…İşte böyle risk dolu böyle bir iletişim, her ne kadar mail yazmak için ‘Yeni İleti’ butonuna basmak zorundaysanız, bu onun sizin algınızda ve yorumunuzla iletileceğini göstermiyor, belki de bir iletilememe durumu da olabilir.

Sonra dedim ki kendi kendime, eskiden yoktu böyle mailleşmeler, görüşünce konuşurduk…İfade ederdik kendimizi, mimiklerle ve yüzümüzün tam ortasında bir gülümseme ile ya da ağlayarak ya da oflayarak sesli sesli. Herhalde yanlış anlaşılmalar eskiden daha azdı ve ileti-şim çok daha iyi iletiler içeriyordu.

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.