Takas yapıyorum.

Yıllar önce astroloji hocam Zeynep Değirmencioğlu Türkiye’de takasın ve çölleşmenin çoğalacağını söylemişti de, inansam bile haydi canım demiştim. İkisi de pek inanılır gelmemişti, ama sonra HES’lerin farkına vardım ve zararların ve nasıl çölleştirdiklerini yapıldıkları yerleri.  Şimdi de takas sözcüğünü her yerde duyar oldum.

İlk takas pazarına Abbasağa parkında gittim. Beş adet giysiye karşılık beş adet giysi alınıyordu orada. Düzenleyen kişi daha önce İsveç’te yaşamış ve orada yapılan takasları görünce burada da uygulamaya karar vermiş. Kullanılmayan lekesiz, deliksiz, giyilebilir durumdaki giysileri topluyor ve takasa sunuyor.  Bence dolapları yenilemek için muhteşem bir yöntem.  Sürekli pazarlardan alışveriş eden ve gereksiz aldığının farkında olan birisi geldiğinde, ben bundan sonra takasa gelirim, dedi.

Özgür yaşamak aslında çok zormuş, son zamanlarda bunu farkediyorum. Biz genelde özgür olmayı istediğimiz gibi gezebilmek, giyinebilmek, yiyebilmek gibi şeylerle sınırlandırıyoruz. Aslında en büyük özgürlüklerden biri de borçsuz yaşamakmış meğerse. Borç o kadar hayatımıza girdi ki artık, borçsuz yaşamanın nasıl bir şey olduğunu unuttuk, hepimizin en azından bir kredi kartı borcu var çünkü. Borç yiğidin kamçısıdır, derler ya, artık sırtımızda kırbaç izinden başka bir şey göremez olduk.

Bir zamanlar Secret adlı ilk çekim yasası kitabından başlayarak, daha sonrakileri okuduğumda verilen talimatların sonucunda kendimi zengin hissetmek için bolca harcama yaptım. Tabii ki çoğunu da kredi kartından harcayınca aybaşında tüm paramı kredi kartına yatırıp yine kredi kartı ile harcama yapıyordum. Ne muhteşem bir ‘kendini zengin hissetme’ sendromu, değil mi? En sonunda bir gün anladım ki, zengin hissetmek borç ödemekle olmuyor, gerçekten paranın olması ve paraya dokunabilmeyle oluyor. Ondan sonra da zenginliği içimden dışıma akıtma sürecim başladı. O yüzden bu takas işi bana çok mantıklı geliyor.

Artık her yerde takas pazarları kurulmaya başlandı. Bazı yerlerde insanlar sadece evlerini boşaltmak için getiriyorlar eşyalarını, adeta başlarından atmak için. Sanırım artık herkes ne kadar gereksiz alışveriş yaptığının farkında. Kapitalist hayat herkese gereksinimi dışında bir çok şeyi statü uğruna aldırıyor, arabalarımızın markaları, evimizin adresleri, evimizdeki aletler de buna dahil tabii ki.

Geçenlerde arkadaşlarla evimize gelen gereksiz hediyeleri ve asla kullanmayacaklarımızı konuşuyorduk. Ben arkadaşlara, fotoğraflarını çekip birbirimize gösterip biz hediye alacağımıza aramızda değiş tokuş yapmayı önerdim.  Bana biraz aşağılar gibi baktılar, öyle şey olmazmış.  ‘Ayıp’ karşıladılar bunu. Neden ayıp olsun ki? Birbirimize ihtiyacımız olanı ve bizim kullanmadığımızı vereceğiz. Hem karşımızdakinin işine yarayacak, hem de biz evdeki kalabalıktan kurtulacağız. Hediye almak için illa da para mı vermek gerekli? Hediye aslında içten gelen şey değil midir? Galiba kendimizi bazı kurallardan da kurtarmamız gerekiyor, özgürleşmek için.

Enerjiye inanan bir insan olarak, kullanılmış eşyalara kullananların enerjilerinin geçtiğine inanırım. Örneğin arabamı satarken bir arkadaşım bana, senin arabanı alan çok şanslı, neşeli bir araba, demişti, çünkü benim arabamda hiç kavga edilmedi. Hep neşe vardı arabanın içinde. Bu tabii risk olabilir, kullanılmış eşya alırken. Bunun çözümünü de aldığım kullanılmış eşyaya elimi koyarak, sen artık benimsin, enerjin sıfırlandı, diyerek buldum.

Siz ne düşünüyorsunuz takas konusunda? Bence daha özgür yaşamak için muhteşem yöntemlerden biri…

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.