Tahta kutudaki hayatlar

Ahşap basamaklar gıcırdıyordu. Örümcek ağlarıyla kaplı trabzanı tutmak istemiyordu Gülsüm, o yüzden merdivene geldiğinde iyice yavaşlamıştı yürüyüşü.

Anne ve babasıyla oturduğu evin yakınındaki bu virane ev, onun uzun süredir sığınağı olmuştu. Ne zaman üzülse, ne zaman sevinse, ne zaman ağlasa bu eve geliyor, burada biraz kalıyordu. Alt katta kendine bir odayı biraz temizlemiş,yere örtüler sermiş, kendine oturabileceği ve uzunca bir süre kalabileceği bir ortam yaratmıştı. Başta yukarı kata çıkmayı hiç düşünmemişti, sonraları da cesaret edememişti. Şimdi ise, acaba yukarıda ne var sorusu kafasını kemiriyordu bir kurtçuk gibi.

Üst kat sanki daha şaşaalı idi. Duvarlarda şatovari bir hava yaratan tablolar vardı. Bir kadın portresi ilgisini çekti.Genç ve o zamana göre çok güzel bir kadın…Yanında küçük bir kız çocuğu, gözlerini annesine dikmiş, son derece saf bir şekilde duruyordu.

Biraz daha ilerledi Gülsüm. Bir odaya girdi, burası büyük olasılıkla resimdeki kadının yatak odasıydı.İçerideki örtüler ve eşyaların zerafeti Gülsüm’ü birden sanki bir zaman yolculuğuna çıkardı. Odanın içinde daha fazla dolaştıkça sanki bedeni değişiyor, resimdeki kadın oluyor, ruh durumu narinleşiyor, kırılgan bir duruma geliyordu.

Birden sanki odayı tanıyormuş gibi konsola doğru ilerledi hızla ve ilk çekmeceyi açtı. Üzerinde Smryna yazılı tahta kutuyu aldı, tozlarını elbisesinin kenarıyla sildi. Metal kancayı açtı ve karşısına fotoğraflar çıktı.

Gülsüm büyük bir özlemle fotoğrafları karıştırmaya başladı, içinden hislerine bir isim koymaya çalışıyor, kendini tanıyamıyor, ne oluyor,nasıl oluyor sorularının yanıtını arıyordu.

Siyah beyaz resimler kartpostal gibi kalın kartların üzerine basılmıştı, sanki gerçekten de üzerindeki hayatlarınağırlığını taşıyordu. Bir tanesinde deniz kenarında genç bir adam ve ona eğilmiş kadın, bir diğerinde bir ağacın altındaki bankta genç adam ve kadın yanyana…

Gülsüm  birden ağlamaya başladı. İşte buydu: Hayatındaki eksikliğin fotoğrafı önünde duruyordu.Hep bastırmaya çalıştığı, ihtiyacım yok dediği, kendini anne babasının yanında yaşamaya iten koruma ve kollama dürtüsü şimdi karşısında düşman gibi duruyordu.

Ağladı, ağladı, ağladı…Arada duruyor,burnunu çekiyor, gözyaşlarını elinin tersiyle siliyor, sonra tekrar ağlıyordu.

Birden sanki bir el hissetti omzunda. Yumuşacık, tüy gibi,hafif serin…İrkildi, ama korkmadı. İçindeki ses yükselmeye başlamıştı, hep bastırdığı, duymaktan kaçındığı ses. Artık izin vermesi gerektiğini biliyordu. Dinlemeye başladı. Gözlerini kapattı, artık susma sırası kendine gelmişti.

Saatler geçmişti, ama fark etmemişti; sanki zaman durmuş, ama bir yandan da sanki yıllar geçmiş gibi değişmişti kendine geldiğinde. Kendini büyümüş hissettiğini fark etti. Artık hazırdı. Yıllardır kaçtığı değişim bir anda oluvermişti.

Tahta kutudaki hayatlar ona kendini göstermişti ve o bunu kabul etmişti. Odadan çıktığında artık kendi olmuştu.

Birden aşağıdaki kapının gıcırdadığını duydu, korktu. Buraya kimse gelmezdi. Kimse bilmezdi, kapısı kapalı ve mühürlü olan eve nereden girileceğini. Acaba sahipleri mi gelmişti, kapının mühürü açılmış ve artık ev yeniliklere mi kapısını açıyordu? Aynı benim gibi aslında, diye düşündü.

Derin bir nefes aldı ve sakince merdivenlerden indi. Merdivenin gıcırtısı içeri giren rüzgara karıştı. Bir gün bu gizli ziyaretlerin ortaya çıkacağını hep düşünmüştü zaten. Bedelini ödemeye hazırdı.

Kapı açıktı, güneş ışığından gözü kamaşan kadın elini gözlerinin önüne getirdi, ışığa alışmay açalıştı. Etrafını görmeye başladığıanda karşısında bir adam gördü, fotoğraftaki genç adam karşısında duruyordu. Gözlerini açıp kapattı ve bir adım attı. Kendine doğru yaklaşan adam şaşkın gülümsedi, elini uzattı ve merhaba dedi.

 

 

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.