Sonbahar

Çok şanslıyız. Hayatımızda her zaman bir değişiklik oluyor. Güzel ülkemizde dört mevsimi yaşıyoruz. Sıcaktan bunalınca serinliğin gelmesini bekliyoruz, soğuktan ve giyinmekten sıkılınca ‘ah, yaz gelse’ diyebiliyoruz. Yazın denize, kışın dağa gidebiliyoruz.

Nemli günler, nefes alınamayan, uyunamayan gecelerden sonra renkler yeşilden sarıya dönmeye başladı yine.  Yapraklar dökülmeye, ağaçlar giysilerini bırakmaya başladı.

Bir hüzün vaktidir sonbahar benim için. Dökülmüş yapraklara basarken çıkan çıtırtılar bana hayatın geçiciliğini anımsatır, her şeyin bittiğini, ama yeniden başlayacağını, yeni için eskiyi bırakmanın hafifliğini…Doğa böyle öğretir işte hayatı, düz ve sade yoldan, allengirli yollara sapmadan, isterseniz farkedersiniz, istemezseniz yürür gidersiniz.

Sonbahar dönemi tekrar ev döneminin başlangıcıdır benim için. Yazın akşam serinliğinde dışarıda olma isteği, erken kararmaya başlayan hava ile beni eve çağırır bu kez. Evde olmak güvendir, üşümemektir benim için. Yuva sıcaklığıdır, kapıdan girilir, evin kokusu burnuma dolar, kızımın merhabası, televizyonun sesi güvenliğin sıcaklığını hissettirir, aynı bir çocuk için düzenli ritüellerin güven vermesi gibi.
Annem der ki, yaprak dökümü varken ölüm çok olur. Kim bilir? Belki de ölen sadece bizim bıraktıklarımızdır. Yazın sıcağında, güneşin ışığında farkedip de bıraktıklarımız…Ama her veda gibi bu ölümler de hüzün verir bana. Alışkanlıklarımın boşluğu sarar bir anda içimi.

Güneşlidir  aslında sonbahar, ama rengi daha bir değişiktir, sarı daha bir parlaktır, denize vurduğunda deniz lacivert olur, hırçın olur. Belki de suyu serinleyeceğinden deniz bile karşı koyar değişime. Kim bilir?

Çam ağaçları için üzülürüm ben sonbaharda. Diğer ağaçların yaprakları dökülünce onların görevi ikiye, üçe, bilmemkaça katlanır İstanbul’da. Onlara bakar, sevgimi akıtırım gönlümden. Bilmem, işe yarar mı?

Sonbahar bir içe dönüştür benim için. Eve girerken kendime dönmeye başlarım. Kendimle ilgili çalışmalar beni daha çok çeker, nasıl ilerlerim, neyi daha iyi yaparım? Sezon başlangıcıdır Eylül, herkesin evine döndüğü, okulların açıldığı dönemdir. Okul maratonu denir ya, kızı uyandırmak  karanlık sabahların artı işi oluverir her sonbahar.

Yaz tatillerini bitiren arkadaşlarımın şehirde toplanması daha çok buluşma, özlem gidermek demektir sıcacık. Ama bilmiyorum, yine de biraz hüzün var içimde.

Siz ne hissediyorsunuz sonbahar hakkında?

Fotoğraflar için Mediha Sır’a teşekkürler…

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.