Sınandım…

Dün kızımın doğumgünüydü. 14 yıldır anneyim ben. İçimdeki içgüdüyü hayatıma gündelik yaptırımlar, gündelik hayaller, geleceğe ait planlar, hiç bitmeyen bir ilişki, mutluluk, mutsuzluk, onur, gurur kavramlarıyla ortaya karışık yaşadığım zamanlardayım. Ömrümün içinde hiç kapanmayacak kapıdan geçtiğim günden beri sınandığımı geçen hafta farkettim.

Anne mi çocuğu eğitir, çocuk mu anneyi eğitir? İşte bu ikisinin arasında karakterlerin dansıyla ortaya çıkan ve aslında farkedilmese de
ikisinin de doğru olduğu bir durumdur bence. Ben anne olarak çocuğuma ancak şimdiye kadar ne kadar eğitildiysem, ne kadar kendimi eğittiysem o kadarını verebilirim, çocuğum bana törpülenmemiş ve budanmamış karakteriyle kendimi aşma yeteneğimin artmasını, eğitimimin devamı olacak kendimi farketme alternatiflerini sunabilir.

Geçen hafta kızım üzerinden sınandım. Bunu farkettiğimde içimdeki kavganın ne kadar büyük olduğunu, egonun bana neler ettiğini gördüm.

Şimdi biraz uzun olabilir, ama sizinle paylaşmayı seçtim. Özellikle annelerin okumasını isterim.

Son üç yıldır SBS hayatımızın ayrılmaz bir parçası oldu. Son üç yıldır çevremde çocuklarını dershaneye gönderenleri  gördüm, çocuklarına özel hocalar tutanları, özel hocaların parasını paylaşmak için beş kişilik özel sınıfları yaratanları duydum. Ben çocuğumu dershaneye göndermemeyi seçtim. Otur, kendin çalış dedim. Voleybola göndermeyi tercih ettim, girdiği takımda başarılı olmuş, lisans almış, bir takım sporu yapıyor, iyi arkadaşları var, neden bıraksın ki?  Sen çalışırsan yapabilirsin dedim. Bir ara matematik için özel öğretmen çağırsak da, kızım nasıl beceriyor bilmiyorum, dünyanın en tatlı hocasını  bile canından bezdirmeyi başardı. Ve öğretmen ‘paranıza yazık’ diyerek gelmekten vazgeçti. ‘Kızın ders çalışırken saat tut, test sorularını eline ver, saat tut, bakalım ne kadar doğru çıkartıyor’ diye akıl verenlerin akıllarını bir iki defa kullanabildim, çünkü artık
benim içim bunları kaldırmıyor. Galiba çok hırslı değilim. Galiba bu sistem bana göre değil, galiba kızımın zamanını, karakterini bu kadar ezmek bana göre değil. Bu arada kızım ilk iki sınavdan tüm sınava girmiş okuldaki öğrencilerden ilk olarak çıktığında saçımı, başımı mı yolsam, yoksa kızımın kafasını duvara mı gömsem( evladım niye çıkıyorsun, bir iki defa daha okusana, belki bir hatanı yakalarsın modu) git-gellerinden kızımın ‘anne ya, ben ilk iki yıl o kadar da önem vermedim zaten SBS’ye’ itirafından sonra, ‘ Hah, şunu bileydin, ama son pişmanlık fayda etmez’ moduna geçtim.

 

Veeee geldik dananın kuyruğunun kopma dönemine. Hayatımız tümüyle SBS oldu. Ben inadım inat, yine de göndermedim dershaneye, bıraktırmadım voleybolu, babasıyla tenis de oynadı, yelken eğitimi de aldı. Gitar çalmayı da öğrendi. Yıllar önce eşinden ayrılmış eski müdürüm kızıyla dershane programı yüzünden hiç görüşemediğini üzüntüyle söylemişti. Kızım zaten ancak haftasonları babasını görebiliyor, ne gerek var ki onları ayırmaya? Gelecek mi bugünler geriye? Bu aptal sistem yüzünden kızım neden babasıyla ilişkiden
geri kalsın? Bir gün bile pişman olmadım aslında dershaneye göndermedim diye, çünkü bir yandan kızımın okuluna güveniyordum. Erol Altaca dershane kökenli bir okul, neyi nasıl öğreteceklerini çok iyi biliyorlar, çocukları çok güzel destekliyorlar. Eeee, çocuk da eşeklik etmesin, otursun, çalışsın. Buradan tüm Erol Altaca eğitmenlerine ve öğretmenlerine teşekkür etmek istiyorum tüm destekleri için. Özellikle sosyal bilgiler öğretmenleri Türkan hanımın ulusal bayramlarda yaptığı konuşmalarda ne kadar duygulandığımı ve ağladığımı, kızım böyle öğretmenlerden ders alabildiği için ne kadar mutlu olduğumu da belirtmezsem bir vefa borcumu ödememiş olurum. Şimdi konumuza geri dönelim…

Mezun olduğum Avusturya Lisesi’nin Strudeltag mezunlar gününe birlikte gittiğimizde ve benden bir yıl önce mezun olmuş arkadaşların 25. Yıl kutlamalarına gittiğimizde kızım birden gaza geliverdi. Okuyacağı okul burasıydı, ben de nasıl istiyorum orada okumasını…

 

Velhasıl kelam tatil zamanımızı bile sınav ne zaman olur, sonuçlar ne zaman açıklanır, kayıtlar ne zaman başlar sorularının cevaplarını tek tek araştırarak, bayram öncesi zamana kadar erteleyip planladıktan sonra üçüncü ve en önemli sınav da oldu da bitti maaşallah…

O zamana kadar yaşadığım, aman yüksek puan alsın isimli karın ağrısı mide bulantısına dönüşüyor, başıma vuruyor, oradan ayaklarıma iniyor, kendimi sanki dövülmüş halı gibi hissediyordum.

Her ne kadar, amaaaan sınav bitti, artık değiştirecek hiçbir şey yok desem de, içimdeki bir dürtü ‘lütfen Avusturya Lisesi olsun’ diyordu. Benim çocuğum yapar!

 

Puanlar açıklandı, yetmiyor,Anadolu Lisesi  tercihleri  yapıldı, kesin bir yere girecek ve nereye gireceğini de biliyorum. Ve sonuç tahmin ettiğim gibi de çıktı. Ama benim gönlümde hala Avusturya Lisesi var. Özel yabancı kolejlerin kayıtları ham olan 3. SBS puanı üzerinden alınıyor. Bu arada yüksek puan almış çocukların velilerinin de oradan oraya koşturduğunu biliyorum. Bir yandan çocuğunuz iyi ve köklü bir okuldan mezun olsun, en azından bir dili iyi öğrensin istiyorsunuz, bir yandan da okul paralarını daha kolay ödeyebilir
olun istiyorsunuz. Örneğin hırsından ölen, çocuğu çok yüksek puanla Robert Kolej’e girebilen, ama parası yüzünden Alman Lisesi daha iyiymiş diye çocuğunu Alman Lisesi’ne kayıt ettireni de duydum. Şimdi bence bu anne de üzülmüştür, ama yapacak bir şey yok.

Bu arada kızımın özel bir okulda okumasını istiyorum, nasıl istiyorum, anlatamam. Sonra birden içimdeki kavgayı farkettim. Neden benim kızım yabancı bir kolejde okumasın, neden ben kızım şu şu lisede okuyor diyemeyeceğim? Neden kızım benim okuduğum okuldan mezun olamasın? Neden şu kişinin kızı benim okulumdan mezun olabilmiş de benim kızım olamıyor? Neden ben göğsümü gere gere ‘kızım da Avusturya Lisesi’nde okuyor’ diyemiyorum da boynum bükük ‘çok istedik, ama olmadı’ diyorum.

 

Başka yabancı bir okuluna kaydını yaptırmak istedim. Bu arada okul fiyatları zaten uçmuş durumda, servisi var, forması, kitabı var. Eeee, çocuğun günlük hayatı ona göre olacak. Bir de çevreden duyduğum bir şey var ki, akıllara zarar…Sadece okul da yetmiyor, çünkü herkes çocuğuna özel ders aldırıyor,çünkü ders notları yükselsin, çocuk kendi kendine çalışınca özel ders alan çocuklardan daha düşük not alıyor ne kadar çalışsa da…Aman Allah’ım, bu SBS stresi hala devam mı edecek? Nedir bu hırs? Yoktu benim zamanımda böyle şeyler…Hiç kafanız basmıyorsa alırdınız bir iki ders, kaldığınız yerden devam ederdiniz…Ne oldu bu velilere? Ne zaman sistem bu yarışa döndü? Bu çocukların hiç mi boş zamanı kalmayacak, bu kadar dersten sonra sosyal hayatları ne olacak? Benim kızım sosyal olsun, voleybola gitsin diye sınıfta düşük notla mı oturmak zorunda? Benim kızım haftasonunu babasıyla geçirsin diye ‘bu kız da vasat bir öğrenci’ damgası mı yemek zorunda? Ne oluyoruz? Bu içsel kargaşada belki babası bütün ödemeyi alır diye onu ikna etmek istiyorum, o ödemelerin yarısını benim vermemi istiyor. Bunu imgelediğim ilk anda yaşadığım korkuyu tarif etmem mümkün değil, adını koyamıyorum. Tümüyle yapamamak, karşılayamamak, ev-iş kuru ekmek-soğan yemek psikolojisi sardı beni. Tabii sonra bir suçluluk daha, o kadar çalışıyorsun, kızını mı okutamayacaksın? Diğer taraftaki melek de şöyle diyor: Ama yine kredi almak zorunda kalacaksın, baksana şu anda tüm kredilerinden kurtulduğun için ne kadar mutlusun? Bu sefer megafon diğer meleğe geçiyor: Bencil, benciiiiil, zaten tek bir çocuğun var, kendini mi düşüneceksin, millet emekli olup çalışmaya devam ediyor da, sen hala emekli olsam da nefes çalışmalarına ağırlık versem diye plan yapıyorsun!!!

 

AAAAAAAAAAAAA, bilmiyorum, bilmiyorum. Nasıl davranacağımı bilmiyorum, bu kıza ders konusunda baskı yapmamakla kötü mü yaptım? Kızını Avusturya Lisesi’ne sokabilmiş arkadaşım gibi egzama mı çıkartmalıydım? Bilmiyorum.

Kızım kendi ders çalışarak çok güzel bir puan yaptı, sadece tek başına ve onunla gurur duyuyorum. Bir yandan da ah be kızım, çalışaydın biraz daha, alaydın biraz daha yüksek puan da, gireydin şu Avusturya Lisesi’ne diyorum; derken de içimde bir muhasebe: Eh be kadın, olaydın biraz daha hırslı, gönderseydin dershaneye, otursaydın başında, tutsaydın zaman, vs…suçlamalarıyla geçen iki hafta. Aklıma gelen herkesi aradığım ve diğer özel okullar hakkında bilgi almaya çalıştığım telefon konuşmaları, hangisi iyisi, ne yapsam, kaydettirdiğimiz okul iyi midir, hangisi daha iyidir, ne yapsam, ne yapsam????????

Bu arada her yerde okul arkadaşım İrem Afşin hiçbir okula yazdıramadığı oğlu Nazım için kampanyalar düzenliyor. http://vimeo.com/49056704?action=share&ref=nf

Ben kızımı nasıl daha iyi isim yapmış, daha iyi eğitimli bir okula sokacağım sorularını içimde çözmeye çalışırken, İrem neler yaşıyor? Utanıyorum kendimden, bencillğimden, egomun bana ettiklerinden. Herkesin hayatı kendine, elimden geleni onun için yaparım diyorum, kendimi rahatlatmaya çalışıyorum bir yandan sisteme lanet okurken.

Son olarak artık özel yabancı okulların kayıtlarını son güne kadar takip ettik, babasıyla onlarca görüşme, karşılıklı fikir teatisi yaptık veeee artık şapkamızı önümüze koyup, biz bu kadar parayı puanı da yetse başka özel bir okul için değil, ama Avusturya Lisesi için ödeyebiliriz, yoksa gitsin Anadolu Lisesi’ne, üniversite için de bakarız artık dedik.

Cuma günü geldiğinde babası daha yüksek puanlı bir Anadolu Lisesi’ne gitti danışmaya, listemizde olan, ama yüzdelik olarak daha yukarılarda olan bir okula. Aman bir de böyle bir şey var, tercihler yapılırken sadece puana değil, yüzdelik kısmına da bakılıyor, o yüzdelikler yüzünden kızım başka hiçbir okulda yedek listeye giremedi. Her neyse…Ben de okulumu aradım, bir kişi var kayıt ettirebilecek, puanını söyledim. Telefona çıkan kişi, bu puana düşmez okul dedi.

Tüm umutlarım suya düştü ve telefonu kapadım.

Artık yapabileceğim tek şey var: Son iki haftada yaşadıklarımı ve farkındalıklarımı kabul etmek…

 

 

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.