Sadece kabul

Yıllardır çekim yasasından ve yaratmaktan söz ediliyor. İstiyoruz, hayal ediyoruz, imajine ediyoruz ve sonunda da ”yaratıyoruz”. meditasyon2

Geçen gün bolluğu yaratmak üzerine bir yazı okudum ve o zaman fark ettim ki, aslında biz hiçbir şey yaratmıyoruz. Her şey bu dünya üzerinde zaten var. Zaten olmayan bir şeyi hayal etmemiz de mümkün değil. İstediğimiz şey ya geçmişte ya gelecekte ya da şimdiki anda var. Biz sadece onu hayatımıza almayı seçiyoruz ve sonra yarattığımızı düşünüyoruz. Aslında yaptığımız tek şey kabul etmek. Olanı hayatımıza almayı kabul etmek, olanın hayatımızda var olmasını kabul etmemiz.

Kabul etmek için de isteklerimizle aynı frekansta titreşiyor olmalıyız. Örneğin bir binanın giriş katında yaşıyoruz ve aslında teras katında yaşamak istiyoruz. O isteğimizin gerçekleşmesi, nam-ı diğer ”yaratılması” için bizim önce teras katına bakıyor olmamız ve sonra da oraya çıkmayı kabul etmemiz gerekli. Oturduğumuz yerden teras katında yaşamak için kıvranıp, ama ben oturduğum yerden hareket etmek istemiyorum ya da etmeyeceğim dememizin şımarıklıktan başka bir açıklaması yok ve bu bize ancak zaman kaybı getirir, çünkü bizi bir sonuca götürmeyecektir.

niyetBu durumda karşımıza başka bir şey daha çıkıyor: Bakış açısını değiştirmek. Teras katını hayal etmek için önce bakışımızı teras katına çevirmeliyiz. Yani hayatımızda bir teras katının varlığını kabul etmeliyiz. Ancak ondan sonra onun varlığını kabul etmiş oluruz. Bunun en anlaşılabilir örneklerinden ve en önemlilerinden biri ilişki kurma isteklerimizdir. Bir kadın hayal ettiği ilişkiyi yaşatacak bir erkekle birlikte olmak istemektedir, ama bir yandan da böyle bir adamın var olduğunu kabul etmez, çünkü ortada adam gibi adam yoktur. Bu düşünce yapısı ve bakış açısıyla istediği adamı hayatına çekebilir mi sizce? Atılması  gereken ilk adım böyle bir erkeğin var olduğunu bakış açısına getirmek ve kabul etmektir. Ondan sonraki hayaller, imajinasyonlar zaten o bakış açısını dolduracak ve enerjiyi tezahür için hazırlayacaktır. Titreşimin yoğunlaşmasının getirdiği patlamaya tesadüf diyoruz. Ve arkadaşlarımıza o teras katını almanın nasıl büyük bir tesadüf olduğunu, harika ilişkimizin baş kahramanıyla tanışmanın nasıl bir tesadüf olduğunu anlatmadan önceki adımlarımızın farkında olursak, ”yaratım” dediğimiz şeyin aslında bizim bakış açımızdaki değişikliği kabulden öte bir şey olmadığını da görürüz.

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.