Peşin hayatlar

Japonya’da deprem, tsunami… İnsanların hayatı saniyeler içinde değişti. Yıkılan evler, iş yerleri, çıkan yangınlar…

Bir saniye sonra yaşayacağımızın garantisi var mı?

Gazetede bir fotoğraf: at binen bir kadın…saniyeler sonra atın ayağı takılıp düşünce, boynu kırılmış ve ölmüş, sadece saniyeler içinde.

Uzaktan seyirci olduğumuz şeylerin hiçbir zaman başımıza gelmeyeceğini düşünüyoruz, her gün izlediğimiz haberlerin, dizilerin, vurdulu kırdılı filmlerin bizi nelere alıştırdığının farkında mıyız? Ölüm hep önümüzde, ama bize uzak sanıyoruz.

Ölümle ilgili binlerce sahne gözümüzün önünde cereyan ederken, ölümün bize hiç uğramayacağını düşünüyor ve ona göre yaşıyoruz…

Yalan söylüyoruz, işten kaçıyoruz, üç kağıt yapmaya çalışıyoruz, elimizdekilerin değerini bilmiyoruz. Aslında kısaca kaçak yaşıyoruz, hep ucundan ucundan dokunuyoruz hayata…

Sahip olduklarımızla, gittiğimiz yerlerle birilerine hava satarak egomuzu tatmin edip, kendimize bir yer açmaya çalışıyoruz yukarılarda.

Sonra bir gün yakınlardan, tanıdıklardan biri vefat ediyor, cenazesine gidiyoruz. Ve mezarının başında ya da cenaze namazında hayatın ne kadar boş olduğunu konuşuyoruz, bugün varız, yarın yokuz, neleri takıyoruz kafamıza, ne gerek var bu kadar küskünlüğe????

Ve oradan ayrılırken arabaya bindiğimiz anda, telefon çalıyor, işle ilgili bir soru geliyor belki ya da çocuğun okulundan arıyorlar, belki de eve deterjan, ekmek, yoğurt almak gerekiyor. Hayatın içine dalıyoruz, tekrar ilk fırsatta kaçamak yapmak için… İş için yalan söylüyoruz, eve giderken alışverişte bir şey almayı unutuyor, çocuğumuzu televizyondaki diziyi seyretmek için susturuyoruz, çarkların içinde dönmek için bir dişlinin içine yuva yapıyoruz veeeee yuvarlanıp gidiyoruz.

Depremde ölenler de böyle miydi, yoksa hayatı sonuna kadar yaşadılar mı?

Biz hep başkalarının hayatlarına bakıyoruz ya, hep başkalarının sahip olduklarına odaklanıyor, onların bunlara sahip olurken ödedikleri bedelleri bilmiyor, anlamak istemiyor, düşünmüyor, fark etmiyoruz ya, aslında sadece kendimizi kandırıyoruz.

Hayatı dibine kadar yaşamak için Freddie Mercury gibi uç noktalara gitmeye gerek var mı?

Çevredeki çiçeklerin renklerini görebilmek, kuş seslerini dinleyebilmek, ağaçların rüzgarda sallanmasını izlemek, denizi seyretmek, trafikte küfreden şoföre espriyle karşılık verip ortamı yumuşatmak… Bunlar hayatı gerçekten yaşamak için yetmez mi?

En son moda giyinmek, en son model arabaya binmek, lcd televizyon almak, buzdolabını iki yılda bir yenilemek, koltukları değiştirmek… reklamlarda verilen, empoze edilenlere bakın… ve bir deprem olduğunda, hayatınızın sizden taksit taksit değil, tek kalemde alınabileceğini biliyor musunuz?
Hayatı dibine kadar yaşamak, bir BMW almak ile eşdeğerse, hayatın taksit taksit mi dibine gideceğim?

Ben artık hayatın dibine gitmek için taksitlerimi azaltmaya karar verdim.  Ruhumun sesini daha fazla duymaya, bedenime daha fazla değer vermeye, zihnimi rölantiye almaya karar verdim.

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.