Papatya

Kadın adanın sokaklarında yürüyordu. Tek başına… elinde bir demet çiçek vardı, bir demet papatya… Girdiği bir sokakta deli bir kadın eline tutuşturmuştu. Bazılarının boynu bükük, bazıları daha açmamış, bazılar dipdiri, hayata meydan okur gibi… Kadının etekleri ara sıra bacaklarına dolanıyordu. Rüzgar esiyor, saçlarını rüzgarda serbest bırakmış, rüzgarın tadını saçlarının arasında hissediyordu. Kadın yıllardır bu tatilin hayalini kurmuştu, ama hayalinde tek başınalık yoktu. Şimdi ise tek başınaydı. Arada bir şarkı mırıldanıyor, arada sadece rüzgarın sesine kulak veriyordu. Beyaz kireç boyalı evlerin camlarına vuran güneşin yaptığı ışık oyunlarını seyrederken, hayatını düşündü. Elinde olanları, elinde kalanları ve elinde olmasını istediklerini… Elindeki  papatya demeti gittikçe içindeki yaşam sevincine dönüştü. Kadın akşama kadar yürüdü, adanın sokaklarında…güneş batarken sahile indi… güneş ufukta batıyordu, masal gibi…Sarı ışıkları turuncuya, sonra da hafifçe kırmızıya dönüştü, kadının içine aşkın ateşini düşürmek ister gibi… Rüzgar dindi, deniz uyumaya başladı. Kadın sahilde kumlara bastı, henüz soğumamış kumların üzerinde ayak izlerini bırakarak denize doğru ilerledi. Hayatta da böyle izler bırakmak istiyordu. . Sevdiği adamın da yüreğinde böyle izler bırakmak istemişti. Sadece mutluluktu istediği, herkesin istisnasız istediği gibi…Nerede hata yapmıştı, diğerleri nerede hata yapıyordu, herkesin ortak noktası bu hatalar mıydı? Deniz sanki cevap vermek ister gibi hareketlendi.  Kadın kumların arasından bir taş aldı ve denize attı. Taşın düştüğü yerin çevresindeki dalgalar genişledikçe hafifledi, hafifledi…. Derin bir nefes aldı ve papatya demetini suya bıraktı kadın… bir kutlama gibi, bir veda gibi, bir kutsama gibi, suyun üzerinde yüzen ve hala birbirine bağlı görünen papatyalar… Gittikçe uzaklaştı papatyalar… Kadın elini kaldırdı yavaşça, papatyalara el salladı, çünkü artık veda zamanıydı. Her papatya bırakmak istediği bir yüke dönüşmüştü. Sonra tekrar bir taş attı, tüm dilekleri yerine gelsin diye… Ayaklarını biraz daha kuma gömdü, izlerini daha çok bırakabilmek için, gelen dalganın izleri sileceğini bile bile… Sadece baktı, bir güneşe, bir denize, bir kumdaki ayaklarına… Ayağına her değen dalgaya ruhundan bir parça bıraktı, sonra o parçayı geri aldı. Saflaşmış, temizlenmiş, sakinleşmiş, huzurlu haliyle… Daha sonra eğildi, ellerini de tuzlu suya soktu ve geriye döndü, artık akşam serinliğinde kalabalıklaşan ada sokaklarına geri dönme zamanı gelmişti, tek başına, tekilliğiyle, özgür ruh gibi…

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.