Okurlara mektup

Merhaba sevgili okur,

İşi bıraktığımdan beri daha çok gözlem yapma, izleme şansım oldu. Doğanın döngülerini yakından takip ediyorum. Özellikle ağaçları izlemeyi seviyorum. Yaprakların tomurcuklanması, yavaş yavaş büyümesi, bazılarının kuruması ve düşmesi… Hepsi bir ritim içinde.

Geçen hafta kızımın mezuniyeti için okuluna gittik. Okula yürürken büyük bir parktan geçiliyor ve orada dut ağaçları var. Dallar duttan eğilmişti ve herkes ağaçların altına çarşaflar sermiş, dutları topluyordu. Yoldan geçenlere de ikram ediyorlardı.

Ve bunları niye yazıyorum?

Doğaya bakınca bazı farkındalıklar yaşadım. Örneğin doğa küsmüyor. Siz benim milyonlarca arkadaşımı kestiniz, ben de size meyve vermeyeceğim demiyor. Hani bazen insanlar benim arkadaşımla konuşmayanla ben de konuşmam der ya da konuşmadığı arkadaşıyla konuşan arkadaşına küser ya, işte ağaçlar bunu yapmıyor. Ya da siz benim gövdeme vurdunuz ya da dalımı kırdınız, ben de size meyve vermem demiyor.

Hiçbir ağaç kuruyan yapraklarını dalında tutmuyor. Zamanı biten yaprak daldan aşağı süzülüveriyor, ama biz ne yapıyoruz? Ne kadar eski eşyamız varsa, artık ihtiyacımız olmayan duygu varsa bırakmadan, aksine tutunarak yaşıyoruz. Hatta ömrü bitmiş ilişkilerimizi hala yaşatmaya çalışıyoruz.

Sokak hayvanları doyunca yemeğini bırakıyor, yanındakinin yemesine hiçbir tepkide bulunmuyor. Ama bizler tıkanana kadar yiyip bedenimizin değerini hiç bilmiyoruz.

O yüzden sanırım şehirdeki insanlar daha kendine dönük ve bencil yaşıyor, çünkü doğadan kopunca farkındalık geliştirmemiz de zorlaşıyor. Belki de bizi köle haline getirmek için yapılıyor bu kadar siteler, betonlar.

Bir gün bir caddede yürümek durumunda kaldım. Kaldırımın bir tarafı orman, diğer tarafı da çok işlek bir caddeydi ve tam işe gidiş saatiydi. İşte o gün aradaki farkı çok net hissettim. Bir tarafta kornalar, kaos, asık yüzler, diğer tarafta ise sakinlik, huzur ve kuş cıvıltıları vardı.

Doğaya sahip çıkarak kendimize sahip çıkıyormuşuz meğerse. O yüzden artık her ağaca daha farklı bakıyorum. Onlar ki biz bıraksak, bizden daha uzun yaşıyorlar ve neler görüyorlar, nasıl saygı duymaz insan?

Sevgilerimle hayatagaci

 

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.