Neden hasta oluyoruz?

Kişisel gelişim serüvenime ilk atıldığım zaman gittiğim bir seminer oldu: Biyolojik çözümlenme. Semineri yıllarca Fransa’da yaşamış olan terapist İrem Orhon sunuyordu.

Hastalık Fransızca’da maladie demek. Mal =kötü, a die= söylüyor diye açılabilir, yani kötü olan size haber veriyor kısaca. Şimdi hastalıkların bu haberlerine nasıl ulaşıldığına gelelim kısaca. Fransa’da bir doktor, oğlu bir deniz kazasından sonra sekiz ay bitkisel hayatta kaldıktan sonra ölünce testis kanserine yakalanıyor. Neden diyor, neden başka bir kanser türü değil de, testis kanseri…Doktor olduğu için de araştırması kolay oluyor, bir sürü vaka inceliyor. Vardığı ortak nokta, bütün testis kanseri hastalarının evlatlarını kaybetmiş olmaları…Testis spermleri barındırır, spermler de çocuk oluşumunun temeli. Çok basit bir mantık, değil mi?

Bedenimiz fiziki ve eterik beden olarak ayrılıyor, fiziki beden dokunabildiğimiz bedenimiz, eterik bedenimiz de aura diye nitelendirdiğimiz görünmeyen enerji kalkanımız. Bu enerji kalkanının rengi, sınırları içinde bulunduğumuz ruh durumuna göre değişiyor. Aslında hastalıklar fiziki bedenden önce auraya iniyor. Bedeninizin bir yerinde sıkışıklık hissiniz varsa, bu aslında auranızın orada yoğun enerji tutmasından ve oraya baskı yapmasından, bazı durumlarda aurada yırtıklar oluşabiliyor, örneğin her ameliyat auranın yırtılması için bir neden.

Beynimizde çözemediğimiz her şey önce auramıza, oradan da fiziki bedenimize iniyor.

Neyi çözemiyoruz peki derseniz, her organın bir görevi var ya, işte bize ipucunu veren o oluyor. Örneğin mide…Mide ne yapar, biz yeriz, o hazmeder. Hangi stres midenize vuruyor peki? Hazmedemediğiniz stres tabii ki.

Şimdi benim hayatımdan bir örnek: Kızımla bir yatak ritüelimiz vardır. O yatağına yatar ve bana gün içinde ne yaptığımı sorar. Aslında amacı benim ne yaptığımı öğrenmek değil, kendinin ne yaptığını anlatmaktır. Biraz sohbet ederiz ve ben sonra odadan çıkarım. Bu aslında kendiliğinden bulduğumuz, ama sorunları ertesi güne bırakmamak için bir çözüm olduğunu sonradan farkettiğim bir yöntem. Bir akşam kızım yattı ve midesinin bulandığını söyledi. Ben de yıllardır biyolojik çözümlenmeyi hayatıma geçirmişim, ilk hissettiğim hastalık durumunda hemen neyi çözemiyorum diye soruyorum. Bu sefer başladım  kızımı ufak sorularla deşmeye. Öğretmen mi kızdı? Hayır. Arkadaşlarınla kavga mı ettin? Hayır. Derste bilemediğin bir soru mu oldu? Hayır. Bu arada tabii biraz da kızımı tanıdığım için onun karakterine uygun sorular soruyorum. Neyse, en sonunda kızım çözüldü. Sıra arkadaşı kolunu ona doğru uzatmış, burası benim, sen orada yaz diyip kızımı küçücük bir alana sıkıştırmıştı. Kızımın hazmedemediği buydu. Bunu bulunca gerisi kolay oldu. Bu konuda ne yapabilir, nasıl davransa ne olur gibi seçenekleri konuştuk. Uyumadan önce kızımın mide bulantısı balonlara binip odadan çıkmıştı.

Bu konuda çok güzel bilgi alabileceğiniz kitaplar var.

Bana nerenin ağrıdığını söyle, sana nedenini söyleyeyim-Michel Odoul, Dharma yayınları

Düşünce gücüyle tedavi- Louise L. Hay, Altın Kitaplar

Düşünce gücüyle tedavi-Louise L. Hay, Altın Kitaplar

Düşüncenin iyileştirici gücü-Louise L. Hay, Koridor

Benim en çok kullandığım başucu kitabı Louise Hay’in ‘Düşünce gücüyle tedavi ‘ adlı kitabı, bu kitapta bütün hastalıklar, nedenleri ve bu nedenleri zihinsel dönüştürmek için bir çağrışım cümlesi var. Kısaca bir örnek vermek istiyorum.

Başağrılarının nedeni olarak: Değersizlik duygusu, özeleştiri, korku verilmiş. Migrenin kökeninde ise mükemmelliyetçilik yatıyor. Bunu dönüştürmek için çağrışım: Kendimi seviyor ve onaylıyorum. Güvendeyim.

Bir hap alıp baş ağrınızı geçirebilirsiniz, ama başağrısının nedenini bulamadığınız sürece sürekli hap almak ve bu dozajı sürekli arttırmak zorundasınız. Neden kendinize haplı bir hayat veresiniz ki?

Bu tabii ki hiç ilaç almayacağız demek değil. Bir süre önce televizyonda bir sağlık programında algoloji diye bir şey duydum. Bir doktor  bu konuyla ilgileniyor ve size ağrılarınızın nedenini söylüyor ve tedavi ediyordu. Önemli olan bedenimizi vasıtasıyla ruhumuzu, zihnimizi farketmek, bedenimizi onların yardımıyla iyileştirmek…Batı tıbbıyla birlikte bedenimizle birlikte ruhumuzu ve zihnimizi de iyileştirmeliyiz.

Neden olmasın?

Bu arada kişisel gelişimine onmaz hastalıklar yaşadıktan sonra başlayıp kendini iyileştirenleri ve hastalıklarına teşekkür edenleri de biliyorum.

Bu yazı da bir referans olacaktır kitap hakkında:

http://sagnakyagmur.blogspot.com/2012/02/dusunce-gucuyle-tedavi.html?showComment=1348405722872#c977488178083868992

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.