Kitap okuyorum.

Ben küçükken çok sokağa çıkmadım. Annem pek izin vermezdi, halbuki arka sokak çocuk doluydu ve hatta çoğu da benim yaşıtımdı. Galiba ben de pek dışarıya çıkmayı sevmiyordum ki, ısrar etmedim. Onun yerine kendime kitaplardan bir dünya kurdum.

Çok kitap okurdum, neredeyse her hafta bir kitap bitirirdim, hatta bazen de bir günde bir kitap. ‘10 küçük zenci’  adlı Agatha Christie romanını bir gecede bitirdiğimi ve korkarak ışığı kapattığımı hatırlıyorum. Hala da korku romanlarını hiç sevmem.

İlkokuldayken okul yolu üzerindeki kitapçıya uğrardım sık sık. En sonunda beni tanımışlar, yeni kitap geldiğinde yoldan çevirip, kitapları gösterir olmuşlardı. O zamanlar da şimdiki gibi kitapçıya bir girmem, en az beş kitap almam anlamına geliyordu. Hala da AVM’lerde en çok kaldığım ve en çok alışveriş yaptığım dükkanlar kitapçılardır.

Bir zamanlar hayatı hata yapa yapa öğreneceğimi düşünürdüm, ama gittikçe dünya üzerinde çok fazla hayat tarzı olduğunu ve bütün hataları yaparak ders almaya hayatımın vefa etmeyeceğini gördüm. O yüzden kitap okumak hayatı öğrenmenin yollarından biri benim için.

Kitap okudukça kitabevlerinin tarzlarını, hangisinde hangi yazarların yayınlandığını, hangi yazarları sevdiğimi farketmeye başladım. Bir dönem John Steinbeck, Pearl S.Buck, Marguerite Duras kitaplarının, daha sonra Paulo Coelho, Paul Auster kitaplarının müdavimi oldum. Buket Uzuner’in kitaplarında kendimi kaybettim. Erendiz  Atasü’nün öykülerini yaladım, yuttum. Gorki sevdim, ama Dostoyevski okumayı beceremedim. İki kere okuduğum tek kitap ise Ayn Rand’in ‘Yaşamın kaynağı’ adlı kitabı.

O kadar çok kitap okumuşum ki, şu anda çoğunu hatırlamıyorum. Kitapların isimlerini hatırlasam bile konularını hatırlayamıyorum, ama biliyorum ki, şu anda neysem, hepsinden bir parça ile o oldum. Hepsinden bir şey öğrendim, küçücük bir bakış açısı, küçücük bir bilgi, küçücük bir seçim…

Örneğin Gorki’nin ‘Ana’sını okuduğumda, henüz o kitabı kaldıracak ve tam olarak anlayacak yaşta değildim, ama son sayfasına geldiğimde bir cümle benim gözümü açmıştı. İnsanlar ölse de düşüncelerinin ölmeyeceğini yazıyordu ve benim hemen Atatürk gelmişti.  Geçenlerde bir arkadaşın elinde o kitabın başka bir baskısını gördüm, ama o cümle yoktu. Acaba ben o zamanlar öyle mi anlamıştım okuduğumu, bilemiyorum, ama gerçekten de düşüncelerin ölmediğini biliyorum.

Her kitap içinde kaybolacak bir deniz gibi çekiyor beni, ama tabii her tür kitap değil. Bir zamanlar kişisel gelişim kitaplarını bir süngerin suyu çekmesi gibi okurken, şimdi daha çok roman okumaya çalışıyorum. Her seferinde yeni karakterler çözümlüyorum, artık bir de neden böyle davrandıklarını çözmeye çalışıyor, yazarın verdiğinden daha çoğuna ulaşmayı oyun olarak görüyorum.

Çok okuyan değil, çok gezen bilir diyorlar, ama galiba ikisini de yapmak gerekli. Örneğin eskiden yeni bir yere giderken hiç araştırma yapmazdım, ama şimdi öncesinde bilgiler topluyor, orayla ilgili kitap varsa yanıma alıyor, daha bilinçli geziyorum. En azından döndükten sonra, tüh orası da varmış diye söylenmiyorum.

Velhasıl kelam kitap okumak benim için aslında belki de bir çok kişiden daha çok anlam içeriyor.

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.