İletişilememe…

Sosyal medya sayesinde artık tanıdığımız, tanımadığımız, yakın olduğumuz ya da sadece bir kez karşılaştığımız kişilerle arkadaşlık ve iletişim kuruyoruz. Yorumlarda iletişiyoruz, hal hatır soruyoruz. Zaman bu kadar kısıtlı, işler bu kadar yoğunken, bu aslında bize sosyalleşme alanı yaratıyor, ama en büyük handikap kişilerin gerçekten doğru iletişim kurabilmesinde yatıyor, çünkü yazarken mimik yok, hareket yok, beden dili yok, dolayısıyla yazılan her şey okuyan kişinin o günkü ruh hali ile yakından örtüşen anlamlar kazanıyor. Bir de buna yazan kişinin kullandığı sözcüklere sadece kendinin yüklediği anlamlar olduğunda ve karşı taraf bunu böyle algılamadığında gelsin yanlış anlaşılmalar, kavgalar, kızgınlıklar… Tam bu nokta iletişimin dönüm noktası oluyor, çünkü devam edebilir ya da kesilebilir. Bu tümüyle kişilerin uzlaşmasına bağlı tabii. 

Geçen gün yaşadığım bir olayı ve farkındalığı paylaşmak istiyorum sizinle.

Bir çalışmada tanıştığım ve çok uzun süredir whatsup grubunda sohbet ortamında zaman zaman yazıştığım bir tanıdık var. Arkadaş diyemem, çünkü çok fazla bir şey paylaşmıyoruz. Çok gezer ve öyle güzel gezer ki, insanın içi gider. Ben de gezenleri takip etmeyi, onlar gibi olabildiğimi hayal ettiğimi, nerelere gidebileceğimin listesini yapmayı seven bir insanım ve yorumlarımda şöyle yazarım hep: Çok kıskandım. Kıskançlık benim için kötü bir şey değildir, içinde haset barındırmadığı sürece. Benim de hasetlenecek bir durumum yok, çünkü hasetlensem ne olacak? Sadece kendime kötülüktür haset olma durumu. Benim için kıskançlık kalp genişleten bir duygu, çünkü çok istediğim bir şey karşıma çıkmıştır ve ben onu kendime çekmeye çalışırım. Bu durumda da aslında tanıdığımın gezilerini yaşamak.

Geçen gün yine böyle bir yorumdan sonra bana bir daha kıskandığım yönünde yorum yapmamı istemediğini yazdı tanıdığım. Önce çok şaşırdım ve üzüldüm, çünkü onu kırmak ya da kızdırmak gibi bir niyetim yoktu. Sonra bir farkındalık geldi. Evet, benim neyi ifade ettiğimi bilmek zorunda değildi. Ben onu yazarken aslında bir mutluluk, huzur ve akışı hissettiğimi bilmeyebilirdi. Ben de belki negatif bir sözcüğe bu kadar anlam yükleyerek kendimi kilitliyordum. İşte o anda iletişimde kullanılan sözcüklerin karşı tarafa gerçekten iletilebilmesi (algılanması) için anlamlarının karşı tarafta algılandığı şekliyle kullanılması gerektiğini anladım.

Access çalışmalarında kullanılan ‘bu ilginç bakışı sana ait’ ya da buna benzer kullanımların da aslında iletişimi ne kadar kestiğini gördüm yanlış kullanımlarda. Tabii herkesin düşüncesini satın almak zorunda değiliz, ama benim söylediğim bir şey eğer sadece benim anlayabileceğim bir şekilde kullanılıyorsa, bu yanlış anlamanın sorumluluğunu sadece karşı tarafa yükleyemem. Burada önemli olan aslında her iki tarafın da hislerinden doğan tetiklenmeye bakmak. Ben tanıdığımın tepkisinden başka bir tetiklenme çıkardım, ama bu başka bir yazı konusu. Onun ne çıkardığını konuşmadım, çünkü konuyu uzatmak istemedim, ama çok yakın bir arkadaşım olsaydı, bu konuyu kesinlikle masaya yatırırdım. Kıskançlık sözcüğüne atfettiğim bütün anlamları da kıskançlıktan ayırmaya karar verdim, çünkü çok kullanırsam belki de gölge yanı ve negatif tarafı ortaya çıkar diye düşündüm.

Ben kendime bir sürü farkındalık çıkardım bir sözcükten, bundan daha iyi nasıl olur?

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.