İçte barış, dışta barış.

Atatürk, ‘yurtta sulh, cihanda sulh’ demişti.  Ben ‘içte barış, dışta barış’ diye bunu değiştirdim, çünkü aldığım bir çok eğitimde içimizde ne varsa, dışımızda da aynısının olduğunu öğrendim. Dikkat edin, bir gün neşelisinizdir, dışarının gürültüsü daha azdır sanki, herkesle anlaşmak daha kolaydır. Ve bir gün mutsuz ya da sinirli olduğunuzda her şey aksi gider, su bardağı devrilir, yerler ıslanılır, bir sürü aksilik peşi sıra gelir, gününüz mahvolur, halbuki siz aynı sizsinizdir. Değişik olan sadece kendinizi nasıl hissettiğinizdir.

Hepimizin içinde aynı duygular var, sevgi, nefret, öfke, kızgınlık, üzüntü… Sadece oranları değişiyor. Bu değişen oranlar da hayatımızı etkiliyor. Ne kadar sevgi doluysak, o kadar iyi bakabiliyoruz olaylara, o kadar sakin ve dengede kalabiliyoruz. Ne kadar öfke doluysak, o kadar nefretle bakabiliyoruz. Ve tüm bunlar dışarıya yansıyor, insanlarla ilişkimiz bunlara göre oluşuyor, çünkü hepimiz birlikte yaşıyoruz. Bazen bu birliktelik zor geliyor, bazen de kolay. Bazen her şey zorlama ile oluyor, bazen kendiliğinden ve akışta, nasıl olduğunu anlamadan.

Her gün hiç tanımadığımız onlarca insanla karşılaşıyoruz. Bir toplu taşıma aracında, bir bilet kuyruğunda, alışveriş yaparken bakkalda, sinemaya gidince koltuğumuza ilerlerken… Hepsiyle farketmesek de ilişki içindeyiz. İşte tüm bu ilişkiler bizim hayatımızın ta kendisi. Düşünün, bir gün mutlusunuz, toplu taşıma aracındaki kişiye yanlışlıkla çarpıyorsunuz ve gülümseyerek özür diliyorsunuz. O da size gülümsüyor ve başını sallıyor. Bir başka gün öyle sinirlisiniz ki, ayağına bastığınız adamın canını sanki daha da yakmak istiyorsunuz, onu hiç tanımıyorsunuz, ama umurunuzda da değil zaten, canının acıması. Öylesine yürüyüp gidiyorsunuz, özür dilemek için dönmüyorsunuz bile, çünkü içinizle kavga halindesiniz. Adam da arkanızdan ‘öküz’ etiketini yapıştırıveriyor. Önemli değil mi? Sinirliyken önemli değil, ama belki de arada şöyle bir sırtımıza bakmamız gerekli, ne kadar çok etiketimiz var diye.

Bir deniz kenarındasınız, deniz sakin… Bir taş alıp suya atın sakince ve taşın düştüğü yerde çıkardığı halkalara bakın. Bir başka gün deniz biraz dalgalı iken, öfke ile bir taş alın ve onu atın denize. Onun da çıkardığı halkalara bakın… Birincisi  sakince düzgün yuvarlaklar halinde dışa doğru açılır. İkincisinin halkası bile yoktur, düzensiz bir şekilde dışa doğru gider. Şimdi bir de şöyle düşünün lütfen. Sakin deniz sizsiniz, içine düşen taş da sizin davranışlarınız ve enerjiniz… Hareketli yani sinirli olan deniz de sizsiniz, içine düşen taş da sizin davranışlarınız ve enerjiniz… Farkında değiliz, ama hepimiz böyle dalgalar yayıyoruz. Neden bir ortama girdiğinizde birinden hoşlanıyor, diğerinden hoşlanmıyorsunuz ilk tanıştığınızda? İşte bu yüzden…

Yine lafı uzattım, ama demem o ki, hepimiz sakin deniz olursak sakin dalgalar yayarız, çünkü toplumlar, topluluklar bireyler oluşur. Ben ne yapabilirim diyorsanız, sadece içinizdeki öfkenin nedenlerini bulup kendinizi affetmeniz ve sevgide kalmanız yeterli olur, derim. Çözüm bu kadar basit, çünkü her zaman içte barış, dışta barış. Düşünsenize başbakanımız sevgiyi daha çok bilen biri olsaydı, konuşurken öfke dili ile değil, sevgi dili ile konuşsaydı, şimdi ne durumda olurduk? Başbakan değiliz, evet, boşbakan da olmayalım. Dünya bizden sevgi ile bakmamızı bekliyor, taşına, toprağına ve insanına.

Dünya Barış Günü’nüz kutlu olsun, sevgi zincirinde buluşmak üzere…

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.