Gezi’den sevgi galip çıksın.

Eğer dünyadan kovuyorsanız, alın siz de elinize palayı. Haydi dürüst olun. Öfkesini evriltememiş, farkındalığı sıfır olan eline palayı aldı, bir kadına tekme attı, kısaca kendini gösterdi. En azından dürüst oldu, ama onun yaptığına verilen tepkilerin onun yaptığından hiçbir eksiği ve farkı yoktu. Neden hiç kimse ‘neden?’ diye sormadı. Eline palayı almayan, ama düşüncelerinde kesmeye, öldürmeye bir o kadar meraklı olanlar öfkelerini sözcüklerinde kustular, bir de ellerine pala almadıkları için kendilerini daha bir üstün görerek kibre daldılar. Ben bunları söylemek istediğimde bazen benim palalıyı savunduğumu düşünenler oldu. Nasıl olabilir? Ben içimdeki öfkeyi dönüştürmeye bu kadar uğraşırken, nasıl öfkesini adam öldürmeye götürecek kadar şiddet içindeki birini savunabilirim? Yapmaya çalıştığım sadece onu yargılamadan önce anlamaya çalışmak… İngilizlerin dediği gibi onun ayakkabıları ile kilometrelerce yol yürümek… Nasıl bir çocukluğu oldu, babasından dayak yedi mi, öğretmeni okulda onu aşağıladı mı? Tabii ki bunları yaşayanlar hep böyle oluyor diye bir kural yok, hayat seçimlerden oluşur. Biri benim gibi farkına varır, keskin sirkenin hayatını ekşittiğinin, biri farkına varmaz, keskin sirke içinde çürürken çevreye de kötü kokular salar.

Eskilerden bir anıma gideyim şimdi… Eve gidiyorum, yolda 14-15 yaşında iki erkek çocuk birbirleriyle tartışıyor, konuşmaların yarısından çoğu küfür. Arkalarından giderken birine seslendim ve ‘sen çok yakışıklı bir çocuksun, ama ağzına o küfürler hiç yakışmıyor’ dedim. Durdu, ‘ doğru mu abla, yakışıklı mıyım?’ dedi. ‘Evet, tabii ki öylesin, keşke biraz daha az küfür etsen’ dedim ve yürüdüm. O sırada yüzündeki ifadenin öfkeyle çatılmış kaşlardan gülen gözlere dönüşmesi beni şok etmişti, hiç beklemiyordum bu kadar hızlı bir değişimi. Ama ben o çocuğa ‘evladım küfretme, niye ediyorsun, hiç yakışıyor mu?’ diye bağırsaydım, kendini öfke ile savunacaktı. Çoğu zaman kendini savunmak karşındakini ezmekle eşdeğer görüldüğü için herhalde bana karışmamam gerektiği yolunda ima dolu sözler sarfedecekti.

Bir insanın bizi dinlemesini istiyorsak, önce dinlemeyi öğrenmemiz gerekli. Ses tonu, kullandığı sözcükler, konuşma tarzı, beden dili… Bunlar üzerinden duygulara geliriz. Size kızgın bir sesle söylediğim ‘seni seviyorum’ ile sevgi dolu ‘seni seviyorum’ arasındaki fark bunu kısaca açıklayabilir, sizce ikisi aynı şeyi mi kastediyor? Bunlara dikkat ettiğimizde insanların dokunsal mı, işitsel mi, görsel mi olduğunu da kolayca anlayabiliriz ve kendimizi onlara daha kolayca ifade edebilmek için onların anlama yöntemlerini kullanırsak daha kolay anlaşabiliriz. Kendimizi ifade edebilmek için karşımızdakini de anlamak zorunda değil miyiz?

Maalesef üniversiteleri bitirsek de, kitapları devirsek de bunları pek bilmiyoruz. Bilmeyince de yaşam daha bir zor, anlaşmak neredeyse hiç mümkün değil.

Ah konuyu çok dağıttım, daldan dala… Kısaca demek istediğim şu, kendimizden olmayanı (yani içimizde kabul edemediğimiz yanlarımızı söyleyenleri) reddetmek çözüm değil. Adım atmak kabulle başlıyor. Yadsımak, küçümsemek yerine kabul ettiğimizde anlayabiliriz karşıt düşünceleri. Kabul ettiğimizde kalbimizin sesini daha fazla duyabiliriz, sevgimizi daha çok ortaya çıkarabiliriz. Öfke ile direnmek yerine sevgi ile dirilebiliriz. Daha çok yükselir, daha çok şeyi temizlemiş ve daha rahat yaşıyor oluruz. İşte o zaman barış gelir yüreklere, gülen gözlere… İşte o zaman herkes kendimizden olur.

Bitti.

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.