Gezi Ruhu nedir aslında?

Eğer korku ile büyürseniz yapmak istedikleriniz ve yapmaya izinli olmadıklarınız arasında gider gelir, birçok içsel çatışma yaşarsınız. Bu çatışma duygusal, zihinsel ve ruhsal alanınızda öfke olarak kendini gösterir. O yüzdendir, biri size canım derse, canın çıksın dersiniz.
Yüzünüze gülene ters ters bakar, yol soranı yanlış yöne gönderirsiniz.  Öfke farkında olmasak da, bedenimizin tüm hareketlerinde kendini gösterir, bazen çarptığımız bir kapıda, bazen sert adımlarımızda, bazen iki kaşımızın arasındaki derin çentikte. Öfkeli insan sevgiyle değil, korku ile bastırarak büyütülmüştür ve eline güç geçtiğinde artık korkuyu dağların üzerine sürmeye hazırdır. Egonun görevi kendimizi korumak olduğu için elimize güç geçtiğinde de tüm varlığımızla kullanırız. Eğer korku ile kendimizi korumayı biliyorsak, en güçlü silahımız öfke olacaktır. Ama atalarımız ne güzel söylemiş, ‘keskin sirke küpüne zarar’ ve ‘öfke ile kalkan zararla oturur’ diye… Karaciğer öfkeyi depoladığımız organ. Karaciğer nakilleri olan hastaların içlerinde öfkeyi dönüştürmedikleri takdirde tekrar karaciğer nakli olmak zorunda kalmaları işten bile değil.

Bunları ara bilgi olarak anlattım, şimdi gelelim benim deneyimlerime. İnsan hep kendi gibi düşünenlerden kuruyor arkadaşlık gruplarını, çünkü bu kendine ait bir güvenlik alanı, kendini güvende hissediyorsun kolayca. Fazla savaşmaya ya da kendini ifade etmeye gerek yok, çünkü zaten karşındaki de seninle aynı fikirde, o yüzden yorgunluk da olmuyor. Oooohhhh, gel keyfim gel. Gezi olayları çıkınca bir anda tanıdığım, tanımadığım bir çok arkadaşımın iç sesleri, şimdiye kadar bastırdıkları ortaya çıktı. Evet, değişik düşünebilirsiniz, değişik hissedebilirsiniz. Sadece yapılması gereken tek şey, düşünce ve duyguları karşımızdakini rencide etmeden, aşağılamadan, nefret dolu bir sesle öfke içinde  değil, bana ait olanlar bunlar’dır diyerek anlatmalıyız.

Facebook’ta birkaç yerde bir iki cümle yazayım dedim. Sonra anladım ki, bana karşılık verenler Gezi ruhunu anlayamamış. Gezi Parkı karşıt düşüncede olanların birleştiği yer oldu, birbirlerini tanıdıkları , dinledikleri, konuştukları, anlaşma olmasa da anlayış gösterdikleri yer oldu. Aslında Ortaçağ’ı açan nasıl Fatih Sultan Mehmet’in gemileri karadan yürüterek denize indirmesi ve İstanbul’u almasıysa, içimizdeki karanlıkların aydınlığa dönüştüğü yer de Gezi Parkı oldu.

Ben bir yerde durduğumda ve karşıya baktığımda sadece karşımdaki 180 dereceye kadar olan açıyı görebilirim en iyi ihtimalle, ama arkamı görmem mümkün değildir. O yüzden de bütün bir bakış açısına sahip olamam hiçbir zaman. O yüzden karşımda duran ve bana göremediklerimi gösteren kişi benim için çok değerlidir. Şeytan detayda gizlidir. Şeytandan korktuğumuz için mi acaba, bu ayrıntıları gözden kaçırıyoruz?

Biz bir çemberin tam ortasında duruyoruz. Görebildiklerimiz bizim aydınlık yanlarımız, göremediklerimiz gölgede ya da karanlıkta kalan yanlarımız. Biz hepsiyle bir bütünüz, tamız. Kabul etmediğimiz tüm yönlerimiz aslında bizi eksik bırakan şeyler. Herkesin içinde bir dualite (ikilik) evreni var. Sıcak olmadan soğuğu, gece olmadan gündüzü nasıl anlayamıyorsak, iyi olmayı da kötünün varlığı ile anlıyoruz. İçimizde bir katil var, ama öyle olmamayı seçtiğimiz için kimseyi öldürmüyoruz, ama biri bizi öldürmeye kalkarsa kendimizi savunmak için öldürme potansiyelimiz de var. Korku ve öfke duyguları ile içimizde kabul etmediğimiz ne varsa ortaya çıkabilir

Bu tartışmalarda farkettiğim ve beni şok eden şey, kendini aydın, bilinçli, bilgili  diye görenlerin de cahillerin öfkesiyle aynı öfkeyi taşıdığını görmek oldu: Benden olmayan defolsun gitsin.

Pardon, kimi nereden kovuyorsunuz?

Devamı var…

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.