Geleceğe bakmak…

Eskiden her hatamdan ders çıkartacağımı düşünürdüm. Sonra zaman geçtikçe, dünya üzerindeki insan sayısı kadar hayat olduğunu, her hayatın kendi içinde dinamikleri olduğunu, bu dinamiklere göre doğruların ve yanlışların değiştiğini fark ettim ve kendi hayatımda hatalara ve onlardan alacağım derslere değil, aynı zamanda başkalarının hayatındaki hatalara ve bedellere bakarak nasıl zamandan kazanacağıma ve hayatıma değer katacağıma da dikkat etmeye başladım.

Aynı şekilde bütün bunları ülkelerin, halkların ve grupların da yapması gerektiğine inanıyorum. Yani eğer İspanya tüm sahil beldesini beton binalarla kaplayıp turizmini kendi kendine bitiriyorsa, neden biz bundan ders çıkartmayıp aynı hatayı yapıyoruz? Neden nükleer santrallerin ortaya çıkardığı sonuçlar toprağı ve çevresindekileri bitiriyorken biz bunları göz ardı edip, doğa harikası yerlere nükleer santraller dikmeye çalışıyoruz? Cevabı söylemeye dilim varmıyor.

Bugün kızımın okuldan getirdiği gazetenin kapak sayfası dikkatimi çekti: Aylık okul öncesi, çocuk ve gençlik kitapları gazetesi İyi Kitap.

Çok dikkat çekici bir başlık: Bugün karbon kartım geldi, ayvayı yedim!

Yıl 2015 diye devam ediyor, nasıl yani, karbon kağıdı da ne? Jules Verne’in kitapları da bir zamanlar hayal ürünü olarak nitelendiriliyordu, sonra hepsinin gerçekleştirildiğini, teknolojinin Jules Verne’in hayalinin çok ötesine taşındığını öğrendik.

Eh, 2015 aslında 4 yıl sonrası, o kadar da uzak değil. Kitabın konusu 2015 yılında Britanya’da %60 karbon kısıtlamasını başlatmasını ve genç bir kızın hayatının bununla ne kadar değiştiğini anlattığını anlıyorum yazıdan.

Yazı aslında kitabın yazarı Saci Lloyd ile bir röportaj, beni en çok çeken röportajın içinden aşağıya yaptığım alıntı oldu. Yorumu size bırakıyorum:

Ben düşük karbon ekonomisine geçişin sosyal yönleriyle ilgileniyorum; aile romanımda önemli bir unsur. Sınırsız karbon emisyonu, toplum olarak, aile olarak ve birey olarak, altmış yıl önce kimsenin hayal bile edemeyeceği kadar bireysel bir şekilde yaşamamıza imkan sağlıyor. Etrafındaki tiptik bir aileyi gözünüzün önüne getirin; evdeki herkes interneti, televizyonu, mutfak aletlerini, cep telefonunu, müzik setini kullanarak yoğun bir şekilde enerji harcıyor, her odada herkes ayrı ayrı enerji tüketerek bir şekilde iletişim kuruyor. Ama herkes aslında etrafındaki kişilerle iletişimsiz. Ben tüm bunları ortaya sermek ve bir aile bir sorunla hep birlikte nasıl başa çıkıyor görmek istedim. Kitapta değişimin gerçekleştiği ve insanların buna uyum sağlamaya çalıştığı hayali bir dünya anlatılıyor. Bu yeni dünyada yaşamak kolay değil, fakat zamanla insanlar birlikte yaşamayı öğreniyor. Birlikte çalışmayı, birbirlerine göz kulak olup arka çıkmayı… hatta daha cüretkar konuşacak olursam, daha mutlu olmaya başlıyorlar, çünkü en azından mecburen akıllarını kullanıp ‘aklın bir olan yolunu’ buluyorlar.

Evet, aklın yolu bir, hepimiz birey olmaya çalışıyoruz, kendimizi öyle ya da böyle bir şekilde ortaya koymaya çalışıyoruz, ama kantarın topunu da bu arada kaçırıyoruz. Öyle bir oluyor ki, gözümüz hiçbir şeyi görmüyor, kendimizden bir şeyler vermeye kalkarsak artık dünyada var olmayacağımızı düşünüyoruz, ne kadar çok alırsak o kadar çok olduğumuzu düşünüyor, aslında yok olduğumuzu fark etmiyoruz.

Sonuç: dünya yoksa aslında biz de yokuz.

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.