Dünya Su Günü

Su…Nefes almadan yaşayamadığımız gibi susuz da yaşamamız mümkün değil. İçmek için, ektiğimiz tohumların büyümesi için, temiz kokabilmemiz için hem kendimizi hem de çamaşırlarımızı yıkamak için suya ihtiyacımız var.

1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 22 Mart tarihini “Dünya Su Günü” olarak ilan etti.

İlk kez 1992’de Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda önerilen “Dünya Su Günü”, gerek BM üyelerinin, gerekse diğer dünya ülkelerinin giderek büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmek, içilebilir su kaynaklarının korunması ve çoğaltılması konusunda somut adımlar atılmasının sağlanmasında teşvik olması amacıyla bu isme bir gün adamak anlamında oluşturuldu.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, halen 783 milyon kişi temiz suya erişemiyor. Her yıl çoğu çocuk olmak üzere yaklaşık 3,4 milyon kişi suya bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor.

Gelişmekte olan ülkelerde atık suyun yüzde 90’ı, insan yaşamını, gıda güvenliğini ve temiz suya erişimi tehdit edecek şekilde doğrudan nehirlere, göllere ya da kıyı bölgelerine akıtılıyor. Dünya genelinde kullanılan suyun yüzde 80’inden fazlası da depolanmadan ya da işlemden geçirilmeden tüketiliyor.

Suyumuza ne kadar sahip çıkıyoruz? Ne kadar değerini biliyoruz suyun? Orhan Veli,’ hava bedava, su bedava’ derken bugünlerin geleceğini düşünmedi belli ki. Eskiden annem yıkanırken musluğa ağzını dayayıp su da içermiş, şimdi suyu pet şişelerden içebiliyoruz, nasıl şişelendiğini, ne şekillerde nakledildiğini, ne kadar sağlıklı olduğunu bilmeden…

Son zamanlarda güzel ülkemizin su kaynakları HES’ler için boruların içine hapsediliyor, çevresindeki köyler susuzluktan kırılıyor. Köylüler çocuklarının geleceği için, bizim için savaşmak zorunda kalıyorlar. Biz de oturduğumuz yerden ne yapabiliriz diye düşünebiliriz? Evet, ne yapabiliriz bireysel olarak? Şehirlerde birbirimizden kopuk, doğadan kopuk yaşamaya alıştık, görmediğimizi yok saymaya alıştık. Bugünden itibaren içtiğimiz, kullandığımız suyun değerini bilmeye ne dersiniz? Fazlasını kullanmamaya, tasarruf etmeye, elektriği fazla kullanmamaya, ekonominin bize dayattığı gereksiz elektrikli aletleri (pilav pişirme tenceresi, yoğurt makinesi, çorba makinesi, yumurta pişirme makinesi gibi) almamaya ne dersiniz?

Bundan sonraki savaşların asıl konusu da su olacak büyük olasılıkla, ne azsa onun için savaşılmıyor mu? Kaybedilmeden değerini bilemez miyiz suyun?

Su yoksa, biz de yokuz ve çocuklarımız varsa, onların da geleceğini de yokettiğimizin farkında olmamız gerekli.

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.