Deprem…

16 Ağustos 1999 saat 21.00, yer Ayvalık taraflarında bir yazlık site… Kızım henüz 10 aylık. Yemeğini biraz önce yedi, yerde minderin üstünde oynuyor. Aniden, ama sözcüğün tam anlamıyla aniden ağlamaya başladı. Sanki etinden et koparıyorlar, işkence ediyorlar. Hiç ağlamazdı böyle. Kucağıma aldım. Gazı mı var acaba? Diş mi çıkartıyor acaba?

Bütün site ayağa kalktı. Herkes ilgilendi. Hemşire olan bir şey önerdi, başka bir kadın başka bir şey önerdi. Her şeyi denedik. Yok, susmuyor.

Saat 21.30… Bana cehennem gibi gelen yarım saatten sonra kızım ağlamaya başladığı gibi aniden sustu, bıçak gibi kesildi ağlaması. Hepimiz derin bir oh çektik ve ondan sonra yemeğe oturabildik.

Gece 03.02 uyandım.  Aşağıdan  rüzgar çanının sesi geliyor. Hay Allah, Neriman teyze nereyi açık bıraktı ki acaba? Kızım yatakta biraz döndü, biraz su içirdim. Dışarıdan köpeklerin uluması, havlaması, çalan telefonlar, insan sesleri, koşanlar… Amaaaaan, bu saatte ne bu saygısızlık? Yazlık yer ya, herkes bu saatte dışarıda…

Sabah kalktım, Neriman teyze ‘İzmit’te deprem oldu’ dedi. Ee, benim küçüklüğümden beri deprem olur ki… Aşağıya indim ve açık olan televizyon ekranına baktım. Bu deprem değil, benim bildiğim deprem bu değil. Bu bir felaket…

Ve ben ilk defa o zaman şiştim. Karnım davul gibi oldu. Yanına gittiğimiz ailenin reisi İzmit’e gitmiş iki gün önce, haber alınamıyor. Zaten aile oralı, bir sürü akrabaları var. Evin babası geri döndü, ama başka akrabaları öldü.

O gece bir çok ailenin, tüm Türkiye’nin hayatı değişti. 1999 depreminde bedenler öldü, ruhlar öldü.

2013’te de Türkiye adı konmamış bir depremi yaşadı: Gezi Parkı… 3-5 ağaç devrilince ruhların depremi bir anda ortaya çıktı. Şems’in dediği gibi ‘dünyanın altının üstüne gelmesinden niye korkuyorsun? Belki altı üstünden iyidir. ‘ İşte şimdi dünyanın altını keşfetme zamanı… Bu deprem de öldürdü. Görünen birkaç insan, günlerdir yoğun bakımda uyuyan bir çocuk, gözünü kaybetmiş onlarca insan… Ama asıl farkedilmeyen yeniden doğmak üzere hepimiz öldük. Kimse eskisi gibi değil ve bu aniden oldu.

1999’da sevdiklerini kaybetmişlere sabır, 2013’te ölüp de dirilenlere aydınlık günler diliyorum.

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.