Bugünlerde…

Şimdi lütfen bu sayfadaki yazı karakterlerine bir göz atın. Bu Calibri fontuyla yazılmış bir yazı. Başka bir bilgisayardan yazıldığında da yine aynı bu şekilde görülüyor. Ya da bu şekilde yazabilirim kolayca, tek tuş ve karşınızda Times New Roman karakteri… Ama bu ben miyim? Bu yazıyı benim yazdığımı ben dahil kim kanıtlayabilir size?

Eski mektuplarımı sakladığım bir kutum var, bir gün dolapta eşyaların arasında rast geldim, zarfları şöyle bir karıştırdım. İşte Almanya’daki kuzenimden gelmiş bir mektup, altında lise arkadaşımın bir gezisinden attığı kart, eski kocamın bana uzaklardan yazdığı mektuplar ve daha başkaları. Hepsini tanıdım uzaktan, sadece yazılara bakarak, o yazılar o kadar sahipleri gibiydiler ki, o kadar karakterliydiler ki… İçim acıdı, artık kayboldu bu güzellik…Mektup kağıtlarını özel olarak almak, bulduğum kağıtların orasına burasına bir şeyler yazmak, mektuplara başlayıp günlerce yazıp, bir şeyleri ekleyip göndermek…Hepsi ayrı bir tören, ayrı bir ritüeldi. Zarf olmadığı ve almayı unuttuğum için günlerce bekleyen mektuplarım vardı, mektup geldiğinde zarfın açılırken verdiği heyecan vardı, o sayfaların koklanması, sayfaların göğse bastırılarak özlem giderilmesi vardı. Şimdi isterseniz bir maili göğsünüze bastırmayı deneyin, önce çıktısını almanız gerekli ya da direkt gidip monitöre sarılabilirsiniz. Ne olursa olsun, ne kadar geliyor sevdiğiniz kişinin, arkadaşınızın, dostunuzun kokusu size? Bazen ufacık bir leke olurdu mektubun üzerinde, anlardınız ki, mektup yazılırken yanısıra bir şeyler de yeniyormuş ya da bir bardak su içilmiş ve  hafifçe kağıdın üstüne sıçramış bir kaç damla…

İşte böyle yaşardı mektuplar ve yaşatırdı o anları okuyana.

Artık adresin tanımı da değişti. Eskiden evimizin yerini verirdik, şimdi hemen elektronik posta adresimizi veriyoruz. Postacı yolu gözlerdik eskiden, bize bir mektup var mı acaba diye izlerdik adımlarını camdan, kapımıza uğruyor mu, uğramıyor mu diye. Tabii aşık olunca insan daha bir heyecanlı olurdu bu beklemeler…Şimdi ise sadece bir internet bağlantısı yetiyor. Bir dönem bilgisayarlara mahkum kalmış olsak da, artık cep telefonlarında internetle birlikte iyice mobil ve hızlı hayata girmiş olduk. Varsın olmasın karakterli yazılar, hayatımızdaki karakterler, hızlıyız ya, her şeyi hemen bitiriyoruz ya, helal olsun bize. Hatta çok sevdiğimiz bir kişiyi hayatımızdan bir mesajla bir mail yüzünden çıkarabiliyoruz.

Gelecekte bugünlerimizi de arayacak mıyız acaba?

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.