Bi’ tutam nefes-İrem Afşin’in kaleminden-4

İrem nefes deneyimlerini paylaşıyor:

Okulların açılmasına sadece 4 gün kalmıştı ve çok iyi bir okuldan davet aldık, gidip görüştük ve oğlumu o okula kaydettirdikJ Hayatımda o andaki en büyük sorun yok olup bir anda mucizeye dönüşmüştü. Banu “okul bulduk” çığlığıma kısaca, “sen nefes almaya başladın, meleklerini de buldun, sakın bırakma..” demişti, o kadar mutluydum ki, sırıtarak “hoş gelmiş melekler” dediğimi anımsıyorum:-) İyi ki!

Sanırım üçüncü veya dördüncü seanstan sonraydı, seans bitimine doğru “çok uykum geldi” dedim Banu’ya, “uyu o zaman” dedi, ben de uyudum. Tam 1.5 saat, deliksiz, bebek gibi, aylardır, beli 8 koca senedir uyumadığım kadar derin… O seans gününde Nazım Özgün de vardı, birkaç kez odanın kapısından seslenmiş bana, ama duyan kim? 🙂

Uyandığım zaman, kendimi çok dinlenmiş, vücut ağrıları dinmiş, sanki uzun bir tatilden yeni dönmüş ve güne yeni başlıyor gibi hissettim kendimi, halbuki akşamın sekizi olmuştuJ Sanırım o gün, gerçekten nefes almanın ne demek olduğunu anladım. Banu sadece yaptığımız seanslarda değil, evde kendi kendime de nefes seansları yapmamı söyledi, önce çekine çekine, bocalayarak, başlangıçta kendi başıma tam beceremeden, sonra yaptıkça ve ilerledikçe ne kadar iyi geldiğini hissederek, bunaldığım, uzun uzun ağladığım anlarda hep “nefes”e kaçtım… Sanki sakin bir dostla buluşmak gibiydi, nefesimle buluşmak…

Haftalar geçtikçe, her ikimizin de yoğun hayat akışının içinde, her zaman istediğimiz aralıklarda buluşamadık Banu’yla, seanslara tam istediğimiz gibi devam edemedik. Ama ben iyi bir öğrenciyim (ben demiyorum, Banu diyor!), nefes seanslarıma evde kendi kendime devam etmek için çaba harcadım. Banu’nun seanslar sırasında bana dinlettiği breath therapy müziklerini bilgisayarıma indirdim önce. Çok sevdim o müziklerin içinde kaybolup gitmeyi, her seans öncesinde en sevdiğim şeyi yapıp o gün neye ihtiyacım varsa, ne “hissetmek istediğimi” yazdım, sonra kendi kendimle baş başa, kendi içime dönerek sakin, dingin, havada yüzer gibi, sanki bir yaz günü kumsalda oturur gibi hissettiğim anlara kaçtım keşmekeş hayatımdan… Kaçtığım o azıcık anlar bana gündelik hayatımın içinde zamanla fark etmeden nasıl sakin kalacağımı gösterdi. Başıma gelen her ne olursa olsun, o anda çözüp kurtulamıyorsam eğer “şimdi bir durayım, nefes alayım, elbet bir çözüm bulunur, meleklere söylerim, ben şimdi bilmiyorum çıkış yolunu ama onlar biliyor ve bana gösterecekler” demeyi öğrendim, zamanla, yavaş yavaş, ama hep çok inanıp sıkı sıkı tutunarak. Öyle ki, sevdiğim adam, eğer o gün çok dağınık, gergin ve bunalmış davranıyorsam, bana “sen bir Banu’ya gitsen? Nefes alsan?” demeye başladı…:-)

Şimdi böyle yazınca, sanki bir çırpıda olmuş bitmiş gibi duruyor, ama aslında değil. Öyle her şeyi aşmış, becermiş filan da değilim, sakın yanlış anlamayın! Son bir yılda geçirdiğim farklı sağlık sorunları, Nazım Özgün’ün yeni okulunda her gün başına gelenler, işimle ilgili çıkmaz sokaklar, bu ülkede birçok insanın başındaki maddi dertler, borçlar, ah o hiç dinmeyen yetersizlik ve çaresizlik duygusu… Aylar aylar boyunca, ne zaman çok bunalsam “İmdat Banu!” dedim, Banu da hep aynı cevabı verdi bana, “Nefes alıyor musun sen? Meleklerinle konuşuyor musun? Demek ki devam edebilirsin…” Devam ettim ben de, yaşamak için nefes almaya… Zamanla aldığım her gerçek nefese şükretmeyi öğrendim!

O aylarda beni en çok zorlayan dertlerden biri, yıllardır ihmal ettiğim diş tedavimdi, her dişçi dönüşü bir kabus yaşıyordum. Korkunç ağrılar çekerken, hiçbir ağrı kesicinin işe yaramadığı gecelerden birinde, acıdan ağlarken,”ağrımın geçmesini istiyorum, uyumak istiyorum” diye sayıklarken, aniden aklıma geldi, işe yarar mı yaramaz mı diye düşünmedim, yapacak başka bir şeyim kalmamış gibi hissediyordum, ya çığlık atmaya başlayacaktım ya da… Nefes almaya başladım, gözlerimi kapadım, “bu ağrı şimdi geçecek, ben de derin derin sabaha kadar uyuyacağım” dedim kendi kendime birkaç kez, nefes almaya devam ettim, sonra bir daha, bir daha…Dakikalar geçtikçe ağrımın önce hafiflediğini, sonra yumuşadığını, sonra kapalı gözlerimin içinde yumuşak, pembe bir ışık gördüğümü, sanki kadife bir elin omzumu okşadığını, sakin bir sesin “bak geçti gitti” dediğini anımsıyorum…sonra, uyumuşum:-) Sabah uyanır uyanmaz, tabii ki Banu’yu arayıp yaşadığımı anlattım, Banu her zamanki gibi gülerek “aferin” dedi, yetişkin hayatımda aldığım en derin aferin…!

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.