Anti kırık cam teorisi

Geçenlerde bir mail geldi, başlığı ‘Kırık Cam Teorisi’…

Amerika’da bir araştırma yapılmış, eğer bir yerde bir cam kırılırsa ve tamir edilmezse, hemen yanındaki cam da biri tarafından kırılabiliyor.

Ve bir yerde bir çöp atıldıysa,  aynı yerde çöplerden bir öbek oluşabiliyor. Bunun güzel örneklerini ülkemizde de yaşıyoruz.  Bir yere bir çöp poşeti konur ve siz akşama aynı yoldan eve dönmek üzereyken, bir çöplüğün yanından geçtiğinizi düşünebilirsiniz.

Bu durum fark edildikten sonra, kırılan camlar hemen tamir edildiğinde, çöpler ortadan kaldırıldığında, vs, suç oranının azaldığı da saptanmış.

Haydi şimdi bunu kendimize uygulayalım:

Bir satış danışmanı size sert mi davrandı, neden ona bir espriyle cevap vermiyorsunuz? Biri size sertçe konuştuğunda neden ufacık bir espri patlatmıyorsunuz?

Bir sürü kişisel çalışma yaptım, hala da yapıyorum. Bazen çamuru dibine çökmüş bir bardak suya çomak sokup, karıştırıp karıştırıp suyu bulandırdığımı düşünüyorum. Bazen de kendime baktığımda, yürüdüm, gittim, dere tepe düz  gittim, bir dereboyu yol gittim, bir baktım, bir arpa boyu yol gitmişim diyorum.

Bu kadar farkındalıkla bile en azından insanlara verdiğinizin size geri döndüğünü gördüm. Karşınızdakine saygı duyarsanız saygı görüyorsunuz, karşınızdakine nazik oluyorsanız, siz de nezaketle karşılaşıyorsunuz, bu kadar basit. Komplike düşünmeye, tümdenvarıma, düz mantık felsefesine hiiiiç gerek yok, neyse o.

Bu kadar kolaysa neden yapamıyoruz? Sanırım biz zoru seviyoruz. Önce en kolay çözülebilecek problemi alıyor, eviriyor, çeviriyor, sonra büyütüyor ve sonra çözünce mutlu oluyoruz. Belki tek yapmamız gereken sadece kırık camları onarmak ve yerdeki çöpü ortadan kaldırmak…

Amerikan filmlerinde rastladığım, ama konuksever ülkemizde pek de tanıdık olmadığım bir sahne vardır: Otobüse binen yolcunun şoföre selam vermesi ve hatırını sorması, tabii hatır sorunca insan hemen şoförün tanındığını düşünüyor. Tamam, o kadar ileri gitmeyelim, ama otobüs şoförünü tanımamamız ona merhaba dememizi engellemez ki ya da minibüs şoförünü tanımasak da, ona hayırlı işler dileyemez miyiz? Düşünsenize, sürekli trafikte boğuşan birinin bir cümleyle kendine gelmesini, belki de böylece 10 dakika sonra kaza yapma olasılığını ortadan kaldırıyorsunuz, farkında mısınız?

Hayat bu kadar kolay aslında, güldüğünüzde, güldürdüğünüzde ve sadece sevgiyle yaklaştığınızda…Ne dersiniz?

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.