Alkım

Benim bir kızım var, hamile olduğumu öğrendiğim andan itibaren iyi bir insan olması için elimden geleni yaptım. Geçen yıl ergenlik sorunlarıyla uğraşırken bir dönem umutsuzluğa kapıldım, ben bu kıza hiçbir şey verememişim galiba diye hayıflandığım dönemler oldu. Son zamanlarda kızım ‘armut dibine düşer’ misali yazılar yazmaya başladı ve benden de iyi yazıyor. Şimdilerde Abeşle İştigal ücretsiz fanzininde yazar olan kızımın son yazısını sizinle paylaşmaktan onur duyuyorum.

Bu yazı beni ağlattı, ne yapabilirim derken en azından bi’ tutam farkındalık olsun diye sizinle paylaşmaya karar verdim. Kızıma teşekkür ederim, paylaşmama izin verdiği için:

Alkım…trans1

Çok uzak bir yerden sesleniyorum size. Sesimin duyulduğundan emin değilim. Burası gerçek dünya gibi değil. Gerçek dünyada her gün solan gökkuşakları, burada gülüyor bizlere. Bugün size bir hikaye anlatacağım.

Yaz mevsiminin geldiği, hatta geçmekte olduğu bir gündü. Dilencilerin, seyyar çaycıların ve simitçilerinin, etkili olur diye başımızdan aşağı güller yağdıran, yapıştı mı sahiden yapışan gül satan gençlerin iş merkezi olarak kullandığı bir parkta ağaç gölgelerinin tadını çıkarıyorduk. Kuzenimleydim. Kuzenim selvi boylu denecek kadar uzundu, bir o kadar da zayıf. Havadan ve sudan bahsederken anlam veremediğimiz bir gürültü koptu. Tipik meraklı Türk insanı olarak, vatani görevimiz kalabalığın arasına karışmaktı. Toparlanıp hemen kalktık. Birkaç basamak indik ki bir kadın gördük. Üstünü çıkarmış, yolun ortasında bağıra bağıra bir şeyler söylüyordu. İlk önce, gündemdeki kadın haklarıyla ilgili herhangi bir olaya dikkat çekmek için kasten yaptığını sandım. Çok sonralarda anlayacaktım kadının bir transseksüel olduğunu ve tam o sırada sinir krizi geçirdiğini.

Toplanmış insanlar, kadını sakinleştirmeye çalışan tuhaf görünümlü bir erkek, küfreden ağızlar ve bir de dehşete düşmüş gözlerim vardı olay mahalinde. Kişilik özelliğimdir, birilerine zarar gelen bir olay olduğunda kendime gelmiş gibi hissedip bir anda ağlamaya başlarım. Kuzenim ‘’Sen dur burada Alkım, ben trans2sakinleştireceğim kadını.’’ Diyip yanımdan ayrıldı ve ben de olayları görebildiğim uzak bir yere sindim. İnsanları izledim. Gözlerindeki şiddeti ve nefreti gördüm. Bağıran kadının midesindeki acıyı çektim içime. Kuzenim kadını sakinleştirmeye çalıştıysa da sonuç alamadı. En sonunda dayanamayıp ben girdim araya. Kadın Türkçe, İngilizce ve Almanca olarak küfrediyor, çığlıklar atıyordu. Ve ben de onu Türkçe, İngilizce bir de çatpat bildiğim Almancamla sakinleştirmeye çalışıyordum. Ağzından adeta köpükler çıkıyordu. Çıkardığı tişörtüyle ağzını sildikten sonra giydirebildik üstünü. Sarıldım bir anda. Kadın duruldu. Eminim ki uzun süredir görmediği bir sevgi gösterisiydi bu. Ben tam kadını sakinleştirdim derken, aradan bir polis kafasını uzattı. Alıp götürmeye çalıştılar onu. Kadın yine döndü eski haline. En sonunda polis ‘’Çekin ‘şunu’ şuradan.’’ Dedi ve işte ben o zaman açtım ağzımı, yumdum gözümü. Durdum ve polise bağırmaya başladım. ‘’Siz onu bu hale getirdiniz.’’ Diyordum sürekli. Başka bir şey çıkmıyordu ağzımdan. Çünkü olan başka bir şey de yoktu. Üniformanın yüce gücü dedim. Polisi de böyle gözü kara hale getiren üzerindeki iğrenç lacivert üniformaydı. O da biliyordu, bu saçma kıyafet ve üzerindeki arma olmasa kendisinin de bir değeri yoktu. Bu gerçeğin altında eziliyor, ezdikçe de güçlendiğini sanıyordu

Kalmaya zaten merakı olmayan polisi çabasız bir şekilde gönderdikten sonra kadını çimenlere yatırdık. Sürekli benimle konuşuyordu. Sanki her şey siyah da, bir benim görüntüm varmış gibiydi gözlerinde. Gözlerindeki o yorgunluğu gördüm. ‘’Kurtulacağız.’’ Dedim. ‘’Hep beraber kurtulacağız bu işin içinden. Sıyrılacağız buradaki herkesten. Ve en güzel halini göreceğiz güneşin. İşte tam o gün bizim için doğacak.’’

Adının Buket olduğunu o zaman öğrendim. Durmadan bağırıyordu, akan makyajlarını temizliyordu yüzünden. Ben de saçlarını okşuyordum. Daha sonra sağlık görevlileri geldi. İşte o curcuna tekrar kopmaya başladı. Sağlık görevlileri Buket’i çekiştiriyordu ambulansa binmesi için, o bana sarılıyor, onu bırakmamamı söylüyordu. Kuzenim ise tüm bu silsilenin içinden beni koparmak için çekiyordu. Arada kalmıştım. En sonunda bedenimin yırtılıp ruhumdaki tüm çiçek tohumlarının etrafa saçılacağını sandım. Öyle bir şey olmadı. Dünyanın bu halini gördükten sonra ne benim içimde çiçek tohumu kalmıştı ne de bedenim yırtılmıştı. Etrafta olayla ilgilenen insanların sağlık görevlilerini de uzaklaştırdığını gördüm en son. Kollarım acıyordu. Buket öylesine güçlüydü ki. Bedeni bu kadar güçlü olan birinin, ruhunun böylesine zayıflatıldığını görmek bana acı veriyordu. Her şey bitti ve biz yine sakinleştik. Vücudundaki yaraları gösteriyordu. Bağırıyordu ‘’Tek sağlam yerim işte burası.’’ Boğazını gösteriyordu. ‘’Onu da ben keseceğim zaten en kısa sürede.’’ Hayata ve her allahın günü nefes almakla lanetlendiğine küfürler yağdırıyordu. Gözümün önünde farklı tonlarda bir sürü siyah canlandı.trans

Saati tamamen aklımdan çıkarmış kendimi Buket’e vermiştim. Kuzenim saatin 8 olduğunu ve artık gitmek zorunda olduğumuzu söyledi. Kaç saat geçtiğinden haberim dahi yoktu. Buket’ten ayrılmak istemiyordum. İnsanların çirkin yüzleri ve acınası bakışlarıyla karşı karşıya bırakmak istemiyordum onu. Yarın geleceğimi ve onu göreceğimi söyledim. Üstüne ekledim, ‘’Bir kağıda telefon numaramı yazayım, bir şey olduğunda ararsın beni.’’ Gelen cevap sahiden ironikti, ‘’Hayır, yapma. Beni döverek fermuarlı cebimdeki telefonumu çalıyorlar. Senin de numaranı alıp sana zarar verebilirler.’’ ‘’Sana zarar verebilirler.’’ Buket’in tonlayışı, sesindeki çaresizlik hepsi gözlerimde büyüdü. Kulaklarım tekrar ve tekrar oynattı o cümleyi. Yanından ayrılırken anneme selam söylememi istedi. Ve ekledi, ‘’Anneler şu dünyadaki en değerli varlıklarımız, git ve ona sarıl.’’ Bu kadın, diye düşündüm. Bu kadın bugün bana çok önemli bir ders verdi. Çoğunlukla yolda karşılaşırdım herhangi bir transseksüelle. Madem itiraf ediyoruz; ben de korkardım onlardan. Çekinirdim. Ve gördüm ki onlar, sizden bizden farklı değiller. Hatta ve hatta farklı değiller. Onlar, bizler. Yüzlerindeki acı, bizim yansımamız. Onlar salt acıydı. Onları acının fiziksel haline dönüştüren bizlerdik. Çünkü tek istedikleri, onları kabul ettiğimizi gösteren küçük bir onay kırıntısı biraz da sevgi tutamlarıydı. Bir insanın hayatı, bu kadar değersiz olmamalıydı. Bir insan, başka bir insandan dolayı hayatına kıymamalıydı.

Benim adım Alkım. Ve aslında onlar, gökyüzündeki en parlak alkımlardı.

(Eylül Cansın anısına. Alkımın bir rengi daha siyaha boyandı o gittikten sonra.)

 

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.