Benim 80’lerim…

80’li yıllar benim için 12 Eylül ile başladı.  Ortaokula başlayacaktım o yıl, Almanca öğrenecektim, hep istediğim bir şeydi bu.  12 Eylül günü sokağa çıkma yasağını duyduğumda, okula gidemeyecek miyim artık diye düşünmüştüm ilk olarak ve sessizliği dinlemiştim. Yeni okul,
yeni arkadaşlar, yeni öğretmenler, yepyeni bir hayat demekti benim için.

Siyah beyaz televizyonların regülatör ile çalıştırıldığı yıllardı o zamanlar. Babam tam bir televizyon meraklısıydı, her odamızda küçük
birer televizyon vardı, babam hepimize nasıl çalıştırmamız gerektiğini öğretmişti ilk başta, regülatörün düğmesini çevirmek ilk koşuldu. Dedemlere gittiğimizde, dedem sık sık televizyonu kapatmaya çalışır, uzun çalıştırmaz, ‘’bozulur , şimdi kapatalım’’ derdi.  En sevdiği ajans haberleriydi, bir de benim çok sıkıldığım Türk Sanat Müziği Korosu programını çok severlerdi anneannem ve dedem.

Küçük Ev, Dallas, Flamingo Yolu, Şahin Tepesi en çok izlenen dizilerdi. Küçük Ev en çok aklımda kalan, sabırsızlıkla beklediğim tek diziydi. Diğerleri ilgimi çekmezdi, ama Küçük Ev’in babası Charles Ingalls kış geceleri şömine başında karısı Caroline sallanan sandalyede örgüsünü örerken, keman çalar, kızları onu dinlerdi. Bu benim için mutlu aile tablosuydu işte. Kızlar soğuk kış gecelerinde üşümemek için başlık takıp yatarlardı. Anneannem bize de o başlıklardan dikmişti. Yaz akşamları elimizde çekirdeklerle çıktığımız Piyasa Caddesi diziler bitene kadar bomboş olur, biz dönerken diziyi bitirmiş aileler deniz kenarına akın ederlerdi. Babam benim dışarı çıkmama izin vermediği için her akşam babaannemde kalır, oradan kuzenlerimle dışarı çıkar ve bizim evin önünden geçmek zorunda kalır, her seferinde babam beni görmesin diye dua ederdim. Sanırım beni izliyordu, her şeyden haberi vardı, ama çaktırmazdı.

Ortaokul ve lise yıllarımın tümü, üniversitenin ilk iki yılı 80’li yılları kapladı. Ortaokulda annesi babası Avrupa ülkelerine tatile giden arkadaşlarım, ya da babaları Avrupa  ülkelerinde iş yapan arkadaşlarım ithal teknolojik oyuncaklar getirirdi okula. Game Watch denilen oyuncaklarda maymunlar muzları toplar, tetris oynanır, oyuncağı olanların havaları, olmayanların da sıra bekleyecek sabırları olurdu.

Lisede diskoya gitmeye başlamıştık. Tabii ki yine babamdan gizli. Ortaokuldayken fiks olarak saat 17.00’de olan okul çayları (o zaman içki nedir, bilinmez, sadece meşrubat içilir, ama bu partilere çay denirdi) lisede yerini Cumartesi disko günlerine bıraktı. Diskolar öğlen açılır, akşama doğru biterdi. Gündüz vakti diskolarda geceyi yaşar, Part Time Lover ile dans ederdik.  Neredeyse her Cumartesi görev gibi diskoya giderdik. Yapacak fazla bir şey yoktu, bugünkü AVM’lerin hayali bile yoktu o zaman.

Dünyanın üzerinde ne var, diye sorulduğunda cevap Fitaş idi, çünkü Beyoğlu’nun girişinde Dünya sinemasının üzerinde Fitaş sineması yer alırdı. Şimdi ise AFM sinemaları neredeyse odacıklar halinde bir çok salon olarak orayı değiştirdi.

 

Arkası yarın…(Bu da 80’lerden bir deyim, radyoda kulllanılırdı) Ama belki yazının devamı için biraz daha bekleyebilirsiniz…Sabreder misiniz?

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.