2012 biterken…

Kıyamet dendi, dünyanın sonu dendi, hızlı bir şekilde koca bir yıl daha bitti. Dünyanın ekseni biraz kayınca dönme hızı da artınca, aslında biz bir günü 16 saat gibi yaşamaya başlamışız. İşte bu yüzden de artık herkes ‘zaman ne kadar da çabuk geçiyor, hiçbir şeye yetişemiyoruz’ diye konuşuyor. Bunu farkeden sadece yetişkinler değil, gençler bile farkında.

Son yıllarda girdiğim yol dolayısıyla hala kendimle ilgili farkındalıklarımla kendime yeni yollar ve deneyimler açtığım bir yıl yaşadım. İlk başladığım zamanlarda spritüellik o kadar çekiciydi ki benim için. Her şeyi ruhsallıkla yapmaya çalışıyordum. Yemek yiyor, enerji vererek bedenimden fazlalıkları atacağımı düşünüyordum. Daha sonra bazı şeylerin eksik olduğunu hissetmeye başladım ve dengeyi buldum. Her şey dengede olmalıydı, bu da zihin-beden-ruh dengesiydi.

Bedenim üzerine yoğunlaştım bu sefer. Bedenimden kaçtığımı, başkalarının bedeniyle bu kadar ilgilenmesinin beni irrite etmesiyle kendimle ilgilenmediğimi farkettim. Kendimi sevmeye niyet ettim. Şu anda aklımda bile olmasa, birdenbire ‘ooohhhh kendimi seviyorum’ diye bir ses yükseliyor içimden ve beni çok mutlu ediyor.

Hayallerimi gerçekleştirmeye başladım bu yıl. Kendimi ortaya koyduğum Bi’ Tutam Tuz’u kurdum. Yazılarım bana şifa oluyor, kendime yaşattığım şifayı başkalarıyla paylaşıyorum ve bu da beni çok mutlu ediyor. Yaptığım çalışmaları burada paylaşıyorum zaten, hepsinin katkısı o kadar büyük ki içimde, hayatıma geçtiğini ve akışta içimdeki gelişimi farkediyorum.

Biraz da eğlenmeyi öğrendim bu yıl, kendime zaman ayırmayı, çalışmadan da yaşanabileceğini, pili boşaltmadan doldurmak gerektiğini öğrendim. Telaşı bırakmayı, ertelemeyi bırakmayı, aslında kendimin yarattığı stresleri yaratmamayı öğrendim.

Hayattaki en büyük şansın sağlık, aile ve dostlar, arkadaşlar olduğunu öğrendim. Sağlığımın da ancak kendime yatırım yaparak kalıcı olduğunu, kendimle ilgilenmenin gerçekten kaliteli hayatı yarattığını gördüm. Başkalarına yardım ederken kendimi kendime bırakmanın, zaman ayırmanın önemini farkettim.

Belki daha başka şeyler de var, şu anda aklıma gelmeyen, ama zaten en iyisi akılda tutmak değil, yaşamak, zihinde değil, anda olmak. Hah, işte bir de bunu öğrendim.

Siz neler öğrendiniz bu yıl?

Adım Elif Banu Conker. 1969 yılında İstanbul’da doğdum, Sarıyer’de büyüdüm. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra İ.Ü. İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Üniversitedeyken Milliyet Sanat dergisinde staj yaptım, ama meslek olarak tekstili seçtim. 1993 yılından beri tekstil sektöründeyim. 2005 yılında boşandığımda yıllardır içimde olan astroloji öğrenme isteğini icraata döktüm. Astroloji eğitimim sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kişisel gelişime hızlı bir giriş yaptım. Değişik eğitimler, seanslar, çalışmalar, atölyeler derken tarot ve masaj eğitimleri ağır bastı. Reiki, Ra Sheeba,Holly Greal, Fullspectrum Healing, Gümüş Mor Alev gibi birçok enerjiye uyumlandım ve birçoğunu masaj sırasında kullanıyorum. Kişisel gelişim çalışmalarımın en son eğitimi transformalnefes oldu ve Transformal Nefes Eğitmeni oldum, artık ağırlıklı olarak nefes çalışmaları ve workshopları yapıyorum. Bir kızım var ve onunla birlikte büyüyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, sinema ve tiyatrodan en çok hangisini sevdiğime bir türlü karar veremedim. Yürüyüş ve tai chi ile rahatlıyorum. Yazı yazmak en büyük hobim. Nisan 2013′te Ben Onu Tuz Kadar Sevdim isimli kitabım yayınlandı.